Trafik Sigortasında Öngörülen Değişiklikler

Bilindiği üzere 09/10/2020 tarih ve 31269 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 17/07/2020 tarihli ve E.2019/40, K.2020/40 sayılı Kararıyla, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “ve genel şartlarda” ibaresi, aynı Kanunun 92. Maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi “i) Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” hükmü iptal edilmiştir.

Bu kapsamda, TBMM’ye sevk edilen Karayolları Trafik Kanunu’nda değişiklik öngören Kanun Teklifine ilişkin kısa görüşlerim aşağıdaki gibidir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 90. Maddesinde;

1) Değer kaybı tutarı kaza oluştuğunda hem oluşmaz, araç satıldığında oluşur, örneğin yeni bir arabada ufak bir hasar 10 bin TL değer kaybına neden olabilir, zira sıfıra yakın bir arabanın bu kaza dolayısıyla TRAMER’de bir hasar kaydının olması bile tek başına potansiyel alıcılar üzerinde ciddi bir değer kaybı endişesi oluşturacaktır, ama bu araç 10 yıl sonra sattığında (200 bin kilometreyi geçmiş vs) söz konusu değer kaybı belki 2 bin TL’ye düşecektir. Başka bir deyişle zaman için araç eskidikçe ve kilometresi arttıkça başlangıçtaki değer kaybı tutarı da azalmaktadır. Dolayısıyla değer kaybı tazminat hesaplamalarında “ortalama satış sürelerinin” dikkate alınmasına ilişkin bir ibarenin de yer verilmesi uygun olacaktır.

2) Bedeni tazminat hesaplamalarında “ulusal hayat tabloları” ifadesinin kullanılmasının pek önemi kalmadı, zira Yargıtay da artık son kararlarında ulusal hayat tablolarını kullanmaya başlamıştır. Ancak SEDDK ulusal hayat tabloları olarak sürekli yenilenen TUİK hayat tablolarını kullanılmasını öngörmelidir. Zira hem TRH2010 hayat tablolarının ABD’nin CSO 1980 Tablosuna benzerliğinden dolayı türetme olduğuna dair iddiaların olması hem de insanların yaşam süreleri sürekli uzadığı için güncelliğini de gün geçtikçe kaybetmektedir. Nitekim, TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2013-2015 döneminde erkeklerde 75,3 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2017-2019 döneminde 75,9 yıla, kadınlarda ise 80,7 yıldan 81,3 yıla yükseldi.

3) “İskonto oranı” yerine teknik olarak mümkün ise “finansal arbitraj oranı” ifadesinin kullanılması ve ilgili yılda uygulanacak finansal arbitraj oranının her yıl başında TUİK (Ona böyle bir görev verilsin, inşallah teknik olarak da mümkündür) tarafından ilan edilir şeklinde yasal bir hüküm kurulması daha uygun olurdu. Finansal arbitraj oranını bilimsel verilerle çalışan bir kurum tarafından belirlemesinin objektiflik açısından daha çok kabul göreceğini düşünüyorum. Aksi halde SEDDK’nin ilan edeceği iskonto oranları Yargı organları tarafından gerçek zararı karşılamadığı gerekçesiyle uygun bulunmayabilir.

4) Teklifte sürekli sakatlık oranının tespiti için kullanılacak idari düzenlemeye, sağlık kurul raporu şartlarına ve sağlık kurulu raporu verebilecek kurum/hastanelere ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte SEDDK’ya bu konuda düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Oysa önemi gereği bu hususla ilgili ana esasların da Kanuna yazılmasında fayda görmekteyim.

Bu kapsamda Teklif ’e;

-Sağlık Kurulu Raporu verebilecek kurumların (Adli Tıp Kurumu ve Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Başkanlıkları) sayılması ve her ilde birkaç hastane olacak şekilde rapor verebilecek Devlet Hastaneleri listesinin ilan etmek içinde SEDDK’ye yetki verildiğinin,

-Sağlık Kurulu Heyetinde sakatlık oranının verildiği her rahatsızlığa ilişkin mutlaka o alanla ilgili bir uzman bulunması ve en az üç uzmanın (adli tıp uzmanı dahil) olması koşulunun,

-Sakatlık oranının belirlenmesinde Adli Muayyene Raporu ve Epikriz Raporu başta olmak üzere gerekli bütün tıbbı belgeler incelenerek kazayla açıkça ilişkilendirme yapılması ve kişinin Heyetçe yapılacak muayenesinde yaptırılacak tahlil ve tetkiklerin raporda yazılması koşulunun

yazılması uygun olacaktır.

Diğer taraftan mevcutta kullandığımız SGK gibi kamu kurumlarına verilmek için düzenlenen Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği (Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği) ve Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliği trafik kazalarına uygun değildir. Zira Borçlar Kanununda öngörülen bedensel zararlarda karşılanması gereken aşağıdaki ekonomik kayıpları kapsayacak nitelikte değildir.

  1. Tedavi giderleri. (Tedavi Teminatı kapsamında)
  2. Kazanç kaybı.
  3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
  4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

Bunun için Sağlık Bakanlığının hazırlayıp SEDDK nın onaylayacağı “Trafik Kazalarına İlişkin Maluliyet Tespiti Yönetmeliği”nin hazırlanmasının başlatılması, bu tarihe kadar da mevcut Yönetmeliklerden en uygunu olan Maluliyet İşlemleri Yönetmeliğine uygun raporların kabul edilmesi uygun olacaktır.

2918 sayılı Kanunun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92. Maddesinde;

1) Sürücünün vefat nedeniyle talep edilen destekten yoksun kalma tazminatı mevzusuna gelirsek,

Mevcut kanun metni aşağıdaki gibidir.

“g) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri”

Bu fıkra normalde fecaat! Zira bu hüküm, hak sahibinin (yani ölen sürücünün desteğinde yoksun kalan ve kazaya müdahilliği ve kusuru olmayan tazminat talep edenler) kendi kusurlarına denk gelen tazminat talepleri teminat dışı denildiğinden, aslında sürücü kendi kusuruyla öldüğünde onun desteğinde yoksun kalanlara “sizin kazada kusurunuz yoksa size tazminat ödenir” manasını taşır. Başka bir deyişle, 2011 yılında sürücünün vefatında destekten yoksun kalanların 3.kişi olduğundan, bunlara tazminat ödenmesi gerektiğine hükmeden Yargıtay Genel Kurul Kararına yasal zemin oluşturulmuştur. Oysa bu mevzuyu basın yayın dahil herkes aylarca konuşmuş ve Bakan düzeyinde ele alınmış iken, bu kadar basit bir konu da bile düşünülenin tersinin yapılmış olması izaha muhtaç bir durumdur.

Ancak Yargıtay Başkanının yasallaşmadan kısa süre önce bu metne zamanında “uygundur” demesinden ve/veya Yargıtay’ın 17. Dairesi söz konusu Genel Kurul Kararının sigortacılık icaplarına uygun olmadığını anlamasından olsa gerek, Yargıtay yukarıdaki Kanun fıkrasını dikkate almayıp, sürücü vefatına ilişkin gelen destekten yoksun kalma tazminat taleplerini kusur nispetince artık reddetmektedir.

Şimdi bu hatayı düzeltmek için söz konusu Teklife aşağıdaki metin eklenmiştir.

“Destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsı olan sigortalının kusuruna denk gelen tazminat talepleri”

Görüldüğü gibi yeniden hata yapılmıştır. Zira “destek şahsı olan sigortalı” denildiğinden işleten ve sürücü aynı kişi olması halinde söz konusu hüküm bir anlam ifade edecektir, ama sürücü ile işleten aynı kişi değilse, yani aracı işleten dışında biri kullanıyorsa, bu hüküm bir anlam ifade etmez. Ancak Yargıtay’ın son tavrı beni umutlandırıyor, bu hatalı metin TBMM’de yasallaşsa bile söz konusu talepler sigortacılık icapları gereği gene red edecektir.

Doğrusu nedir:

“Destekten yoksun kalan hak sahibinin, kendi ve destek şahsı olan sigortalının sürücünün kusuruna denk gelen tazminat talepleri”

Sürücünün ölümünden dolayı destekten yoksun kalan ve tazminat talep eden kişinin, araçta yolcu iken direksiyona dokunması, kapıyı açması gibi hallerde kazanın oluşumunda kusuru söz konusu olabileceği için fıkra hükmüne “sürücü” ile birlikte “kendi” ibaresini ekledim.

2) Gelir kaybı, kar kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar teminat dışı kaldığı öngörülmüştür. Ancak bana göre yanlış yapılıyor, zira TTK’de yer alan sigorta sözleşme hukukunda sadece mal sigortalarında dolaylı zararlar teminat dışı bırakılmıştır. Bu durum mal sigortaların yapısına uygundur. Ancak TTK’de öngörülen sorumluluk sigortalarında ise söz konusu dolaylı zararlar teminata dahildir. Çatı yasa tartışmalarının başlandığı şu günlerde mevcut çatı Yasamız olan TTK’nın 6. Kitap “Sigorta Hukuku” dışına çıkılmasını doğru bulmuyorum. Benim görüşüm fiyat serbestliği, Riskli Sigortalar Havuzunun kaldırılması ile birlikte sigortanın kapsamının en az Borçlar Kanununda yer bulan haksız fiil kapsamında olmasıdır.

3) Teklifte ağır hasar ve hurdaya ayırmış araçlarda değer kaybı talepleri teminat dışı sayılmıştır. Hasar sonrası ekonomik olmadığı için ağır hasarlı sayılmış, bu yüzden çekme belgesi alınmış ama onarım sonrası tekrar trafiğe dönmüş araçlarla, hasar sonrası artık kullanılmaz olduğu için hurda belgesi alınmış ve trafikten men edilmiş araçları aynı kategoride ele almak hatalı olmuştur. Zira hurda ayrılmış araçlarda kasko sigortası kapsamında kaza öncesi piyasa rayici kişiye ödenmektedir, ama ağır hasarlarda ise daha çok kaza sonrası piyasa rayici ödenmektedir, aradaki değer kaybı tutarı çoğunlukla ödenmemektedir.

Sonuç

AYM tazminat hesaplamasını ve teminat dışı hallerin belirlenmesini İdareye bırakılmasını doğru bulmamıştır. Kanun teklifinde, AYM İptal Kararı sonrası mevcut Genel Şartlarda yasal dayanağından yoksun kalan bazı teminat dışı hallerin Kanuna taşınması ve tazminat hesaplamalarında ise Kanunda belirlenen ana esaslar kapsamında SEDDK’ye düzenleme yetkisi verilmesi öngörülmüştür.

SEDDK Genel Şartlarla düzenleme yetkisi ile, haksız fiiller kapsamında iş kazası ile trafik kazası için ödenecek tazminatların farklılaştırmaması ve AYM İptal Kararı’nda da belirtilen trafik sigortası olmaması halinde sorumluluk hukuku kapsamında zarar verenin zarar görene ödeyeceği tazminat ile trafik sigortası kapsamında sigortacının zarar görene ödeyeceği tazminat tutarların (teminat ve limit dahilinde) farklılaştırmaması gerekmektedir. Örneğin trafik sigortanız olmadan başkasına verdiğiniz maddi zarar için sorumluluk hukuku kapsamında 10 bin TL ödüyorsanız, trafik sigortası kapsamında sigortacının da 10 bin TL ödemesi gerekmektedir. Aksi halde AYM kararında belirtilen zarar görene ödenecek tazminat tutarı azaltılamaz ilkesine ve 4477 sayılı “Motorlu Taşıtlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”a aykırı hareket edilmiş olunur.

Kanaatimce, dolaylı zararları Tekliften çıkartırsak, diğer taraftan TUİK hayat tabloları ve iskonto oranına ilişkin önerilerim ile birlikte genel kabul görmüş aktüeryal formülünün hangilerinin kullanılacağını (ki, aktüerlere göre sakatlık tazminatında tam hayat formülü) da Kanun metnine dahil edersek, sanki çok daha doğru iş yapılmış olunacaktır. Aktüeryal metotlar sürekli geliştiği için Kanuna yazılması doğru olmaz deniliyorsa, o zaman da sadece formülün belirlenmesinin İdareye bırakılması uygun olacaktır. Aksi halde AYM, Yargıtay ve Danıştay’ın trafik sigortasında temel bakışının Borçlar Kanununda yer alan haksız fiile ilişkin esaslar olduğundan SEDDK’nin yapacağı Genel Şartlar düzenlemeleri söz konusu Yargı Organlarınca yeniden iptal edilebilecek veya Kanuna aykırı diye uygulanmayabilecektir.

Diğer taraftan, bana gelen tepkiler ve tecrübeme göre esas sıkıntının sürekli değişen mevzuat olduğu, ayrıca fiyat serbestliğinin olmaması ve toplamda maliyet artırıcı olan Riskli Sigortalar Havuzu (yanlış teşhis yanlış ilaç) uygulaması olduğu yönündedir. Bu karmaşa sonrası sigortacılığı bir tık daha ileriye taşımak için önümüzde aslında inanılmaz bir fırsat bulunmaktadır, yeter ki kısa vadeli düşünmek yerine uzun vadeli düşünerek genel bir çerçeve üzerinde hareket edelim.

Güncelleme Tarihi: 16/05/2021

Doç. Dr. Metin SARIASLAN

5 thoughts on “Trafik Sigortasında Öngörülen Değişiklikler”

  1. Metin Bey,
    Kaleminize sağlık. Özellikle, “Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri” için fecaat tanımlamanız çok yerinde. Ben de ilk okuduğumda, “şaka mı bu” dediğimi hatırlıyorum.
    Bir tek “Sonuç” bölümünden önceki 3. maddeyi tam anlayamadım. Bu konuyu biraz daha detaylandırabilirseniz memnun olurum.
    Çalışmalarınızda artan başarılar dilerim. Saygılarımla.
    Zafer Şenler

    1. Metin Sarıaslan

      Zafer bey, merhaba. Yazıyı biraz hızlı kaleme aldım, bu nedenle ifade hataları oldu. Ama uyarınızla yeniden revize ettim. Sağolun. Saygılarımla.

  2. 1. Maddedeki değer kaybı hesabı ile ilgili şaka yapıyorsunuz sanırım.
    Aracı on yıl sonra satarsam değer kaybı oluşmayacakmış. Peki değeri düşmüş araca 10 yıl boyunca bineceğim. Bu da zarar değil mi? Kazalı bir araca binmek hayat kalitemi etkileyecek. Boyanan parçadaki boya farkı her karşıma çıktığında keyifsiz olacağım. Değişen kapının triminden her seferinde ses gelecek. Aracın değerinin düşmesi esasen bu keyifsiz ve kalitesiz durumların sonucu değil midir?
    Sizler, değer kaybı formülü adı altında uydurulmuş bir garabetle yıllardır gerçek değer kaybı zararlarını ödetmiyorsunuz. Sekiz hava yastığı açılmış araçta değer kaybı olmaz. Neden? Kaporta aksamında sadece tamponda hasar var diye. Hava yastıkları, aka dingili, amortisörü, motor beşiği değişen araçta da değer kaybı olur. Tampon hasarında da olur. Bırakın bence bu garip işleri. Piyasaya çıkın bir dolaşın gerçek piyasada değer kaybı nasıl hesaplanıyor sonra ona göre bir formül yazın. Formülde de sakın ortalama satış süresi gibi bir fecaat eklemeyin. Milleti zorla sahte noter satışına yönlendirmeyin. Zarar verdiysen zararı ödersin. Şarta bağlayamazsın. Saygılarımla.

    1. Metin Sarıaslan

      Şükran hanım merhaba. Ben taraf değilim, önceki düzenlemelere de bir etkim olmadı. Yazımın geneline bakarsanız çoğunlukla tüketici lehine (dolaylı zararlar, TUİK önerisi vs) olduğunu da göreceksiniz. Değer kaybı sorunu adil şekilde çözmek kolay değil. Her ekspere göre farklı değer kaybı tutarı da tam çözüm değil, formül de.

  3. Üzerinde 6 ay çalışılmış denilen teklifi görünce bu tasarının sorunu çözmek yerine geçiştirmeyi amaçladığı deyim yerinde ise kabak gibi ortada ! Bu tasarı üzerinde 6 ay çalışmak büyük başarı keşke yetkili kişilere sorup 6 gün verselerdi hiç olmaz ise daha elle tutulur bir metin ortaya çıkardı

    Yapılması gereken son derece açık sigortadan önce Borçlar Kanunu tazminat hukukuna ilişkin 49-76 maddelerin uygulanması hakkında bir kanun yönetmelik vs. ne ise belirlenmeli ve görev TÜİK, TÜBİTAK gibi bilimsel olarak istatistik, anket vs. ile tazminat hesabında etkili olacak her şeyi detaylı inceleyecek bir özerk kurum tarafından geçmiş etkili olmayacak şekilde maddi , bedeni tazminat hesaplama yöntem ve ilkeleri belirlenmeli bütün bunlardan sonra sigorta şirketine başvuru koşulları ile trafik sigortası neyi kapsayacak İMM neyi kapsayacak tartışalım ama biz hala zurnanın zırt dediği yerde çözüm aramaya çalışıyoruz

    Geçen zamana yazık olacak sadece…

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir