Trafik Sigortalarında Maddi Tazminat Talepleri

Bir trafik kazası sonucu aracında hasar oluşan zarar gören (mağdur), aracının kasko sigortası olmaması veya çeşitli nedenlerden dolayı kendi kasko sigortacısı yerine kazada kusurlu olan karşı aracın trafik sigortacısına tazminat için doğrudan başvurulabilmektedir. Burada kritik nokta zarar görenin, kendi trafik sigortası da aynı şirkette değilse, trafik sigortacısının müşterisi olmamasıdır. Bu nedenle trafik sigortacısı değişecek parçanın kalitesi, ödenecek tazminat tutarı ve ödeme süresi konusunda kendi müşterisinden farklı davranabilmektedir.

Bu kapsamda trafik sigortası maddi tazminat taleplerine ilişkin yaşanan sorunları sıralarsak:

1) Sigorta şirketleri kasko sigortalarında hasarlanan aracın değişmesi gereken yedek parçalarda sigorta sözleşmesi gereği çoğunlukla orijinal parça kullandıkları halde, trafik sigortalarında ise çoğunlukla eşdeğer parça (ki ülkemizde aşağıda verilen mevzuata uygun eşdeğer parçanın yok denecek kadar az olduğu bilinmektedir) adı altında yan sanayi parça kullanmaktadırlar.

Yedek parça türleri şunlardır:

Orijinal Yedek Parça; bir motorlu aracın üretiminde veya montajında kullanılan parçalarla aynı kalitede olan ve söz konusu motorlu aracın üretiminde veya montajında kullanılan parçaların veya yedek parçaların üretiminde sağlayıcı tarafından getirilen spesifikasyonlara ve üretim standartlarına göre üretilmiş yedek parçalar anlamına gelmektedir. Aracın parçaları ile aynı üretim bandında üretilen yedek parçalar da bu kapsamdadır.

Logosuz Orijinal Yedek Parça; söz konusu aracın montajında kullanılan parçalarla aynı kalitede olduğunun ve araç üreticisinin spesifikasyonlarına ve üretim standartlarına göre üretildiğinin parça üreticisi tarafından belgelendirilen üretilmiş yedek parçalar anlamına gelmektedir.

Eşdeğer Kalitede Yedek Parça; bir motorlu aracın montajında kullanılan parçalarla eşdeğer kalitede olduğu Rekabet Kurumunun 2005/4 Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalara Uyumlu Eylemlere İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 3.maddesi gereği aranan mecburi standartlara uygunluğunun üreticisi tarafından belgelendirilmesi gereken parçalardır.

Çıkma parça (yeniden kullanılabilir parça) ise genellikle hurdaya ayrılmış araçlardan çıkartılan parçalardır.

Yan sanayi parça ise her hangi bir sertifikasyonu olmayan parçalardır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı şimdiye kadar çıkarttığı bütün Trafik Sigortası Genel Şartlarında değişmesi gereken parçaların öncelikle eşdeğer parça ile değiştirilmesini öngörmüştür. Ancak T.C. Danıştay 15. Dairesinin 27.06.2018 tarihli 2015/6111E. ve 2018/6093 K. sayılı Kararında Genel Şartlarda ilgili maddede üç yaşından büyük olmakla birlikte aracın hasar gören parçasının orijinal parça olması durumunda parça değişim önceliğinin eşdeğer veya çıkma orijinal parçaya tanınmasında hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek 3 yaşından büyük araçlarda değişim önceliğinin eşdeğer veya çıkma orijinal parçaya verilmesi hususu iptal edilmiştir.

Diğer taraftan, bu dava sürecinde Sigortacılık Kanununun 11 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(6) (Ek:18/1/2017-6770/32 md.) Hasarın giderilmesine ve tazminatın ödenmesine yönelik olarak ilgili mevzuat çerçevesinde orijinale eşdeğerliği belgelendirilmiş parçaların kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar ilgili sigorta genel şartlarında belirlenir.”

Akabinde de Hazine ve Maliye Bakanlığı söz konusu Danıştay İptal Kararı sonrası Genel Şartlarda aşağıdaki değişikliği yapmıştır.

“(Değişiklik paragraf: RG-20/3/2020-31074) Hasar halinde, hasar gören parça, onarımı mümkün değilse veya eşdeğer parça veya yeniden kullanılabilir parça ile değişimine imkân yok ise orijinali ile değiştirilir. Bu paragraf uygulaması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelse dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.

(Değişiklik paragraf: RG-20/3/2020-31074) Eşdeğer veya yeniden kullanılabilir parça ile değişim mümkün olduğu halde, sigortacının bilgisi ve onayı dahilinde olmadan orijinal parça ile onarım sağlanır ise sigortacının sorumluluğu, sigortacının kaza tarihi itibarıyla benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, eşdeğer veya yeniden kullanılabilir parça bedeli ile sınırlıdır. Sigortacı bu paragraf kapsamındaki henüz tamire başlanmadan önce yapılan başvuru sonucu onaya ilişkin tercihini hasar ihbar tarihini takip eden üç işgünü içinde onarım merkezine veya hak sahibine bildirmediği durumda onayı olduğu varsayılır. İspat yükümlülüğü sigortacıya aittir.”

Bu değişikliğe göre, parça değişim önceliğinin eşdeğer veya çıkma orijinal parçaya tanınmasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle verilen söz konusu Danıştay İptal Kararını göz ardı edilerek, Sigortacılık Kanununa eklenen söz konusu hükme dayanarak değişimi gereken parçaların yeniden eşdeğer parça olması öngörülmüştür. Ancak bu hüküm Danıştay’ın ilgili iptal kararının gerekçelerine aykırı olduğu ve trafik sigortasının dayanağının Sigortacılık Kanunu değil Karayolları Trafik Kanunu olduğu gerekçeleriyle yargı organlarınca dikkate alınmamaktadır.

Avrupa’da ise orijinal parça kullanılması halinde bir sonraki kazada hem ekonomik kayıpların hem de bedeni kayıpların (ölüm ve sakatlık) daha düşük olduğu gerekçesiyle genelde orijinal parça kullanılmaktadır. Uzmanlar ise bazı kritik parçaların mutlaka orijinal olması gerektiğini söylemektedir. Örneğin hasarlanan bir tampon demirinin orijinal ile değiştirilmediği bir durumda bir sonraki kazada araçta daha büyük hasara ve hatta araç içindeki insanların ölümüne sebebiyet verebilecektir.

Diğer taraftan, belli bir yaşı geçen araçlarda orijinal parça kullanılmasının ekonomik olmayacağı da bir gerçektir. Ayrıca eşdeğer parça kullanılmasında ithalat ihtiyacının azaltılması ve ülkemizde oto parça üretim sanayisinin gelişmesi de amaçlanmaktadır. Bu durumda ise en iyi çözüm, TSE’nin mutlaka sisteme sokulması ve eşdeğer parça sertifikasyonu verebilmesinin temin edilmesi gerekmektedir. Hazine bürokratları zamanında TSE konusunda çok uğraştıkları halde başarılı olamadılar. Nihayetinde birkaç yıl önce OSEM’i kurulmasına karar verilmiş, ancak OSEM’in TSB bünyesinde kurulması nedeniyle objektifliği tartışılmaktadır.

Sonuçta, söz konusu Kanunda değişimi gerekli parçalarda, belirli bir yaşa kadar (en az 10 yaş) olan araçlarda orijinal yedek parçaların ve diğerlerinde ise parça sertifikasyonu olan eşdeğer ve çıkma yedek parçaların kullanılmasının öngörülmesi uygun olacaktır.

2) Sigorta şirketleri doğrudan başvuru yapanları öncelikle kendi anlaşmalı servislerine yönlendirmektedirler. Zira, sigortacılar hem üretici/dağıtıcı firmalarla pazarlık yaparak toplu parça iskontosu temin etmekte hem de işçilik bedelleri makul düzeye çekebilmektedirler. Bu şekilde onarım maliyetlerinin azaltılması nihayetinde prime de yansıyacağı için sigortalıların da faydasınadır.

Eğer zarar gören sigorta şirketinin anlaşmalı servisi yerine kendi belirlediği anlaşmasız serviste aracını onarmak isterse, Genel Şartlara göre kendisine anlaşmalı servis kullanılmaması halinde “parça tedarik iskontosu” ve “anlaşmalı servis işçilik bedelleri” üzerinden bir ödeme yapılacağı konusunda makul bir bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Ancak uygulamada çoğu şirket bu bilgilendirmeyi yapmamakta veya cep telefonlar üzerinden atılan kısa ve yetersiz mesajlarla bilgilendirme yapmaktadırlar. Bu durumda sigortacı parça tedarik iskontosu ve anlaşmalı servis fiyat hakkını kaybetmektedir.

Diğer taraftan, şirketler söz konusu bilgilendirmeyi yapsalar bile, davalık aşamasına gelen başvurularda tazminat hesabında uygulanacak iskonto oranlarının belirlenmesi için gerekli olan parça tedarik ve servis işçilik anlaşmalarını, sigorta şirketleri arası yaşanan rekabet ve parça üretici/dağıtıcı şirketlerle yapılan anlaşmalarda yer alan gizlilik maddeleri nedeniyle dava dosyalarına sunamamaktadırlar, bu durumunda ise bilirkişiler herkesin temin edebileceği düşük iskonto oranıyla bir onarım bedeli tespit etmektedirler.

3) Sigortacılık Kanunu’nun 22/17’nci maddesine göre eksperler tarafından düzenlenen raporlar delil niteliğindedir. Bu nedenle hasarlanan araçlar üzerinde inceleme yaparak ekspertiz raporu hazırlayan sigorta eksperleri mutlak şekilde bağımsız olmaları gerekmektedir. Sigortacılık Kanununda eksperlerin bağımsız olduğu ve hatta bağımsızlığa aykırı olarak düzenlenen raporların geçersiz olduğu öngörülmüş olmakla birlikte işveren konumunda olan sigortacıların birer uzmanı şeklinde çalışmaktadırlar. Şöyle ki, bir eksper rapor tanzim ederken sigorta şirketinin hassasiyetlerini dikkate almaması halinde o şirketten bir daha iş alamamaktadır.

Bu nedenle, trafik/kasko sigortaları maddi tazminat taleplerinde aynı değer kaybı tazminatları için getirilen sistem gibi eksper atamalarının SBM üzerinden tesadüfi (random) sistem ile yapılması uygun olacaktır.

4) Atanan eksperlerin ve Yargı tarafından atanan bilirkişilerin ilgili aracın önceki onarımlarına ilişkin SBM üzerinde, gerekirse plaka bazında yetkilendirme yapılarak, gerekli incelemeleri yapabilme imkanı verilmesi gerekmektedir.

5) KDV ödenebilmesi için mutlaka fatura ibrazı edilmesi şartının ilgili yasaya konulması gerekmektedir.

6) Sebepsiz zenginleşme olmaması için değişim gerekli parçalarda hasarlanmış araç üzerindeki mevcut parçaların evsafında parça kullanılması gerekmektedir. Bunun anlamı kaza öncesi araçta orijinal parça kullanılmışsa orijinal parça, yan sanayi parça kullanılmışsa da yan sanayi parça kullanmasıdır.

Özetle, hasarlanan araçta gerçek zararın tespit için;

-değişmesi, onarılması ve boyanması gereken parçaların tespit edilmesi,

-değişmesi gereken parçaların mevcut niteliğinin belirlenmesi

gerekir.

Bunun ise ancak ve ancak hasarlanmış araç onarılmadan sigortacının ekspertiz yaptırmasına imkan verilmesi ile mümkün olacaktır. Aksi halde sigortacıya başvurulmadan önce araçta onarım yapılması ve araç üzerinde sigortacıya inceleme hakkı verilmemesi halinde detaylı resimlerden değişmesi-onarılması-boyanması gereken parçaların tespiti mümkün olsa bile mevcut parçaların niteliğinin ne olduğunun tespiti mümkün değildir.

Son zamanlarda motorlu araçlarla ilgili sigortalarda, özellikle de trafik sigortasında “hasar satın alma” diye isimlendirilen bir yöntemle yapılan tazminat talepleri ile karşılaşmaktadırlar. Şöyle ki, trafik kazası sonucu aracı hasar gören kişi aracını tamir ettirmek için servise başvurduğunda, servis tarafından hukuk bürosu veya hasar danışmanlık firmasına yönlendirilmekte, aracın onarım masrafları hukuk bürosu ya da danışmanlık firması tarafından ödenmekte, araç sahibi aracını onarılmış şekilde servisten teslim almakta, bunun karşılığında ise hukuk bürosuna veya danışmanlık firmasına vekalet vermektedir. Aracın hasar durumu ile onarım aşamaları servis tarafından resimlendirilmekte, resimler ile kaza ve hasara ilişkin belgeler servis tarafından hukuk bürosu veya danışmanlık firmasına teslim edilmekte, hukuk bürosu veya danışmanlık firması birlikte çalıştığı sigorta eksperine “uzmanlık mütalaası” hazırlattırmakta ve tüm bu işlemler tamamlandıktan sonra sigorta şirketine vekil sıfatıyla başvuru yapılarak tazminat talep etmektedirler.

Yukarıda anlatılan hasar satın alma yöntemi belki de en önemli mağdurlarından biri de sigortalıdır. Zira bu şekilde vekalet verdiği hasarın avukatlar tarafından biri üç yaparak tahsil edildiğinde, TRAMER kayıtlarına da olduğundan çok fazla hasar tutarı gözükeceği için ilerde aracını satarken alıcı bulmakta güçlük yaşayacağı, olduğundan daha fazla değer kaybı yaşayacağı ve riski yüksek sürücü gözükeceğinden daha fazla prim ödemek zorunda kalacağı kuvvetle muhtemeldir.

Diğer taraftan söz konusu uygulama, TTK’nın 1447 maddesi (Bilgi verme ve araştırma yapılmasına izin verme yükümlülüğü), 1448’nci maddesi (Zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü), 1471’nci maddesi (Hasar konusu yerde ve malda değişiklik yapmama yükümlülüğü), 1475’nci maddesi (Bildirim yükümlülüğü), 1479’ncu maddesi (Sigortacının zarar görenden bilgi alma hakkı) ve Genel Şartlardaki “B.1.1. Rizikonun Gerçekleşmesi Halinde Sigortalı ve/veya Sigorta Ettirenin Yükümlülükleri” bölümündeki yükümlülükleri ihlali anlamını taşımakla birlikte, aşağıda da görüleceği üzere bu yükümlülüklere uyulmamasının cezası olmakla birlikte, maalesef uygulanabilir nitelikte olmadıklarından dolayı uygulamaya etkileri bulunmamaktadır.

Bildirim Yükümlülüğü uymama cezası

“(3) Bildirim yükümlülüğünün ihlali hâlinde, 1446 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.”

1446’ncı maddesi “(2) Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir.”

Bilgi ve Belge Verme Yükümlülüğü uymama cezası

  1. madde “…

Zarar görenin bu zorunluluğa uymaması hâlinde, durumun zarar görene yazılı bildirilmiş olması kaydıyla, sigortacının sorumluluğu, zorunluluk yerine getirilmiş olsaydı ödemek zorunda kalacağı miktarla sınırlıdır.”

Zarar Görenin Sigortacıya İnceleme İmkanı Verme Yükümlülüğü

Bu maddede öngörülen sigortacıya inceleme izni verilmemesi halinde cezası TTK’nın “Genel Hükümler” bölümünde 1447’nci maddesinde düzenlenmiştir.

“…(2) Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi sebebiyle ödenecek tutar artarsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır.”

Bu maddenin gerekçesi ise; “Madde 1447 –… Bu yükümlülüğün ihlali ise maddede ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre, kusurun ağırlığına göre ve ödenecek tazminata yaptığı etkiye göre sigorta tazminatından indirim yapılabilecektirşeklindedir.

Zarar Görenin Mal ve Zararın Gerçekleştiği Yerde Değişiklik Yapmama Yükümlülüğü

Bu hususta ihlal halinde cezası ilgili maddenin ikinci fıkrasında;

“MADDE 1471- …(2) Bu yükümlülüğün kusurlu ihlalinde, ihlal ile zarar arasında illiyet bulunması şartıyla, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirime gidilir.”

Zarar Görenin Zararı Önleme, Azaltma ve Sigortacının Rücu Haklarını Koruma Yükümlülüğü

Bu hususta ihlal halinde cezası ilgili maddenin ikinci fıkrasında;

“MADDE 1448 – … (2) Bu yükümlülüğe aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır…”

Sonuçta, “hasar satın alma” yöntemiyle avukatların ve hasar danışman şirketlerin tayin ettiği eksperin tanzim ettiği “uzmanlık mütalaası” (çoğunlukla belge ve resimler üzerinden tanzim edilmekte) ile birlikte kaza yerinin ve hasar durumunun resimleri (çoğunlukla uzaktan, düşük çözünürlüklü, karanlık ortamlarda veya hangi araca ait olduğu belli olmayan şekilde sadece yakından çekilmiş resimler) üzerinden sigortacıya başvuru yapılmasını TTK’nın yukarıda verilen maddelerince korunmadığı izahta varestir. Bu tür başvurular sonrası sigortacı tarafından atanan bir eksperin de sağlıklı bir şekilde ekspertiz yaparak gerçek zararı belirlemesi de neredeyse imkansızdır. Bununla birlikte, daha az vekalet ücreti ve yargılama gideri ödemek için kısmi ödeme yaptıklarına müşahit olmaktayız.

Yargı ise oto sigortalarında araçlarını onarıldıktan ve sigortacıya gösterilmeden, yani hasar sebebinin veya zarar miktarının belirlenmesini güçleştirecek veya engelleyecek bir değişiklik yapıldıktan sonra sigortacıya yapılan başvurularda, sigortacının “zarar artışını indirimi yapılabilme hakkı” var şeklindeki soyut bir gerekçeyle sigortacıdan hak ihlalinden dolayı mevcut zararda bir artış olduğunu gerekçe göstererek bilirkişi marifetiyle tazminat hesaplattırmaktadır. Bu durumda, zarar gören zararını ispatlaması gereken taraf olduğu halde sigortacının “gerçek zararı” belirleyemediği bir noktada, yükümlülüklere ihlalden dolayı oluşan “gerçek zarardaki bir artışı” belirlenmesinin beklenmesi haksızlık olduğu da açıktır.

Sonuçta, özel kanun olması nedeniyle 2918 sayılı Kanununun 90 ncı maddesinde doğrudan başvurularda hasarlı araç üzerinde sigortacının ekspertiz yapmasına imkan tanınmaması halinde tazminat talebinin red edilmesinin, hasarlı aracın sigortacıya gösterilmeden önce onarılması halinde ise, zarar gören iyi niyetli olduğunu ispatlamadıkça, tazminatta sigortacıya belirli bir indirim yapma hakkı tanımlanmasının (veya eşdeğer ve çıkma parça bedeli üzerinden onarım bedelinin ödenmesi), Genel Şartlarda belirtilen gerekli belgelerin sigortacıya verilmemesi halinde tazminat talebinin muacceliyet kazanmayacağının, yargıya gidemeyeceğinin ve nihayetinde hasar ihbarının zamanında yapılmaması halinde sigortacı zararın arttığını ispatlaması halinde artan zararın indirim yapılmasının öngörülmesi uygun olacaktır.

Doç. Dr. Metin SARIASLAN

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir