Sigortacılıkta Zayıf Halka: Hayat Sigortacılığı

Sigortacılıkta Zayıf Halka: Hayat Sigortacılığı

1) Hayat Sigortacılığına Genel Bakış

Ülkemizde sigortacılığın yeterince gelişmemesinin başlıca nedenlerinden biri de, hayat sigortacılığının gelişmemesidir. Şöyle ki, 2019 yılı verilerine göre Dünya’da sigorta prim üretiminin yaklaşık %46’sı hayat sigortalarına ait iken, ülkemizde bu oran maalesef %17 olarak gerçekleşmiştir.

Hayat sigortası, insanın yaşama erken veda etmesi halinde bakımını üstlendiği kişilerin yaşam kalitelerinin düşmemesi için, gelişmiş ülkelerde çoğu insanın yaptırdığı bir sigorta türüdür. Diğer taraftan, çoğunlukla uzun süreli olmaları nedeniyle fon toplama işlevi olarak hayat sigortaların ülke sermaye piyasaları açısından önemi diğer sigortalardan çok daha fazla olduğunu da biliyoruz. Özetle, gelişmiş ülkelerde hayat sigortacılığı hem bireylerin hayatlarına doğrudan dokunması nedeniyle hem de ülke ekonomisinin gelişmesine katkısı nedeniyle çok önemli kabul edilir.

Ülkemizde ise gelişmemesinin nedeni olarak şu 4 etken sayılabilir:

  • Kişi başına düşen milli gelirin istenilen düzeyde olmaması
  • Sigorta bilincinin düşük olması
  • Özellikle birikimli hayat sigortacılığında yapılan uygulama yanlışlıkları
  • Dini inanışlar (Başka bir yazımla ele alacağım)

İnsan, öncelikle temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır, temel ihtiyacını karşıladıktan sonra da mal (araba, ev vs) edinmeye başlar, en son aşamada ise mevcut refahını kendisi ve sevdikleri için kalıcı hale getirmeye çalışır. İşte hayat sigortacılığının gelişmesi, mal edinme aşamasında (ki, günümüzde hayat sigortacılığının en büyük üretim kaynağının konut ve taşıt kredilerine dayalı olduğunu biliyoruz) ve üçüncü aşamada olan insanların hayat sigortalarına karşı ilgilerinin artmasına bağlıdır.

Ülkemizde ekonomik gelişme düzeyi ile birlikte sigorta bilincinin düşük olması da hayat sigortacılığı açısından temel bir handikaptır. Nitekim, ülkemizde ikinci ve üçüncü aşamadaki insanların hayat sigortası ve bireysel emeklilik gibi ürünlere yeterince ilgi göstermiş olmaları halinde bu gün başka şeylerden konuşuyor olurduk. Ancak bu noktada diyebilirim ki, gelir düzeyi yüksek kesimlerde bile ülkemizde hayat sigortacılığı bilinci belki de bütün sigorta türleri içerisinde en düşüğüdür.

Neden sigorta bilinci düşüktür? ve bu aşamadan sonra ne yapılmalıdır? Bu sorulara işin içinde olan herkes farklı cevap verebilir. Çoğumuz eğitimi öne çıkarır, ilkokuldan itibaren sigorta bilincinin geliştirilmesinin bireylere ve ülke ekonomisine getireceği faydalardan bahseder. Kimimiz ise siyasetçilerin, basın yayın organlarının ve üniversitelerin daha çok rol alması gerektiğini söyleyebilir. Özetle, çok az şey yapılmış bir alanda çok fazla yapılacaklar olduğu için herkes işin bir tarafından başlanılması gerektiğini söyleyecektir.

Ancak ben bu yazımla size sigorta bilincine olumsuz etki ettiğini düşündüğüm birikimli hayat sigortacılığı alanında 1990’lı yıllarda ve halen yaşanan bazı yanlış uygulamalardan bahsedeceğim.

2) Birikimli Hayat Sigortalarının Dünü ve Bugünü

Ülkemizde 1990 yılından itibaren serbest tarife sistemine geçilmesi sonucu sigortacılıktaki hızlı gelişime paralel olarak birikimli hayat sigortacılığında da çok hızlı üretim artışı olmuştu. Bu sigorta türünde sigorta unsurunun dışında yatırım unsuru (“birikim primi” olarak adlandırılır) da eklenmiştir. Bu uygulama ile hem hayat sigortacılığının yaygınlaşması hem de vergisel avantajlar sayesinde sigortalıların önemli bir yatırım getirisi elde etmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte, 2003 yılından itibaren ülkemizde bireysel emeklilik sisteminin faaliyete geçmesi ve 2012 yılında yapılan mevzuat değişiklikleriyle vergi avantajlarının bir kısmının kaybedilmesi sonucu günümüzde birikimli hayat sigortası satışları çok azalmıştır.

Şimdi hikayeyi anlatayım: 1990’lı yılların başında ellerinde afaki tablolarla “sizi yat kat sahibi yapacağız” diye başlayan yanlış ve denetimsiz satışlar sonrası şirketlere ulaştırılmayan primler ve peşinat sonrası alınamayan primler nedeniyle iptal edilen poliçe hikayelerini o yılları yaşayanlar az çok hatırlıyordur. Ancak esas hikaye poliçesini devam ettirenlerde yaşandı.

Hikaye şöyle devam ediyor: enflasyonun ortalama %80 olduğu 1990’lı yıllarda sigortalılardan ilgili dönem içinde alınan birikim primi (yatırım parası) izleyen yılın Mayıs ayı sonuna (bir süre sonra Şubat ayı sonuna çekildi) kadar yatırıma sevk edilmemekte idi, başka bir deyişle bu tarihe kadar şirketler sigortalıların yatırım parasını kendi ticari amaçları için serbestçe kullanmakta idi. Örneğin 1 Ocak 1994 tarihinde alınan 100 TL’lik bir birikim primi 31.05.1995 tarihine kadar hiç bir şekilde nemalandırılmıyordu, yani 100 TL olarak muhafaza ediliyordu. Bu durumda sigortalının parası enflasyon ortamında reel anlamda yarıdan fazlası eriyordu.

Hikaye burada bitmiyor, esas daha trajik komik kısmını anlatmadım. Şöyle ki, izleyen yılın Mayıs ayı sonunda nihayet yatırıma yönlendirilen birikim tutarı (100 TL) izleyen ikinci yılın 31 Mayıs’ına gelince, o tarih itibariyle mevcut gelinen seviye (örneğin 150 TL) ile bir önceki yılsonu bilanço tarihi değeri (matematik karşılık tutarı) mukayese edilerek (örneğimize göre yaklaşık 130 TL) fazla olan 20 TL kısmı (yani yatırımın 1 Ocak – 31 Mayıs arası getirisine denk gelen kısmı) deblokaj adı altında sigortalının yatırımdan kopartılarak şirketlerin serbest fonlarına aktarılıyordu. Özetle, örneğimizde 1 Ocak 1994 tarihinde sigortalıdan alınan 100 TL birikim primi ilk 31.05.1995 tarihinde nemalandırılmaya başlanmış ve 31.05.1996 tarihinde 150 TL’ye çıkmış iken, 31.12.1995 tarihindeki değeri ile mukayese edilerek fazla kısmı deblokaj (blokajdan çıkarma) işlemi sonrası tekrar 130 TL’ye indirilmekte idi. Tabi bu son anlattığım tıraşlama işlemi ilerleyen yıllarda da devam ettirilmiştir. Özellikle bu ikinci işlemi bütün hayat şirketleri yaptı demek çok iddialı bir söylem olur, ancak deblokaj tutarlarının anlattığım şekilde hesaplandığına şahit oldum.

Bu olay, sigortacılıkta halen var olan teminat sistemi ile birikim primlerinden oluşan sigortalılara ait yatırımların güvence altına almak için Hazine Müsteşarlığı adına blokaj edilmesi zorunluluğunun karıştırılmasından kaynaklanmıştır. Başka bir deyişle, sigorta şirketlerinin ruhsat iptali sonrası sigortalılara karşı yükümlülüklerinin (ödenecek tazminatların) bir kısmını karşılamak amacıyla 31.12’deki yükümlülüklerinin belirli bir oranı kadar varlığı (hazine bonosu vs) Müsteşarlık adına Mayıs/Şubat ayı sonuna kadar bloke ettirilmesi mecburiyeti ile sigortalılara ait yatırımların emniyete alınması için Müsteşarlık adına bloke edilmesinin aynı işlemmiş gibi birlikte ve aynı şekilde denetlenmesinden kaynaklanmıştır.

Daha iki yıllık müfettiş yardımcısı iken fark ettiği bu durumu önce Kurum içinde gündeme getirmeye başladım, akabinde Kurulumuzda daha önce hiç yapılmadığı ve bilinmediği için epey bir süre kaybettikten sonra, bir hesap uzmanı dostumun tavsiyesi ile, basit bir rapor yazarak söz konusu durumu 1995 veya 1996 yılında Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğüne bildirdim. Bu raporumdan yaklaşık bir yıl sonra ülkemizde ilk Hayat Sigortaları Yönetmeliği yayınladı. Bu Yönetmelikten birkaç ay sonra da adı geçen Genel Müdürlükten aldığım yazıda, hayat sigortacılığına ilişkin raporumda değinilen sorunların önemli ölçüde yeni yönetmelikle çözüme kavuşturulduğu bildirildi. Ancak başkasının parasını yüksek enflasyon zamanlarında aylarca yatırıma sevk etmeden elde tutmanın, üstelik 31.12 tarihindeki teminat tutarını aştı diye yatırım tutarının azaltılması yanlışının önlenmesi için mevzuata bile gerek yoktu, ayrıca söz konusu yönetmelikle ileriye dönük bir düzeltme yapılmış olmakla birlikte sigortalıların ekonomik kayıplarının geriye doğru hesaplanarak (en azından enflasyon oranında) telafi edilmesi yapılmamıştır.

Mevzuat Alt Yapısı

29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunundaki hayat sigorta hükümlerine ve 01.03.1995 tarihinde yürürlüğe giren Hayat Sigortaları Genel Şartları kapsamında yürütülen hayat sigortalarına ilişkin ilk Yönetmelik düzenlenmesi, 09.12.1996 tarihli ve 22842 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hayat Sigortaları Yönetmeliği ile yapılmıştır. Bu Yönetmelik, daha sonra 18.07.2007 tarih ve 26586 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Hayat Sigortaları Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırılmıştır. 2007 yılında yürürlüğe konulan Yönetmelik, 13.01.2009 tarih ve 27109 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Hayat Sigortaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle önemli değişikliğe uğramıştır. Son olarak, söz konusu Yönetmelik yürürlükten kaldırılarak 10.10.2012 tarih ve 28437 sayılı Resmi Gazete yayınlanan Hayat Grubu Sigortaları Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.

Yukarıda anlatılan Yönetmeliklerden aşağıda anlatacağım konular açısından bir önceki yönetmelik en son yönetmelikten çok daha iyi idi. Söz konusu son yönetmelik önemli ölçüde tüketici aleyhinedir. Oysa evrensel sigortacılık icaplarına ve sigorta sözleşmesinin taraflarına eşit mesafede hakkaniyete göre düzenleme yapılması gerekirdi.

Diğer taraftan, Hayat Sigortaları Genel Şartları ise adeta unutulmuş bir düzenleme konumundadır ve en son 11 Mayıs 2002’de değişiklik yapılmıştır. Birçok hükmü eskimiş veya geçerliliği kalmamıştır.

Yatırım Şeklinin Belirlenmesi ve Yatırım Riski

Ülkemizde birikim primleri için teknik faiz oranında garanti getiri verilmesi zorunludur. Teknik faiz, sigortalıların birikimleri için garanti edilen getirinin hesaplanmasında kullanılan faiz oranını ifade eder. Birikimli hayat sigortalarında yatırım riskinin, teknik faiz oran garantisine kadar kısmı sigorta şirketine, aşan kısmı ise sigortalılara aittir. Bunun anlamı teknik faizin altında kalan yatırım performanslarında aradaki farkın sigorta şirketlerince karşılanması gerekir. Ama teknik faiz garantisi yüzünden sigortalıların BES’teki gibi yatırım türünü belirleme ve hatta şirket değiştirme hakkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu ürünlerde teknik faiz oranının makul düzeyde belirlenmesi çok önemlidir. Ancak uygulamada enflasyon oranına bağlı olmaksızın çoğunlukla sabit bir oran (%4, %9 gibi) üzerinde garanti verildiği bilinmektedir.

Söz konusu Yönetmeliğe göre teknik faiz oranındaki garanti getiri, tarife teknik esasları ile sigorta sözleşmesi üzerinde yazılı olması ve sigorta ettirenin önceden bilgilendirilmesi kaydıyla sigorta süresinin sonu veya belirli dönemler itibarıyla hesaplanacak şekilde taahhüt edilebilir.

Burada, iki temel sorun bulunmaktadır. Birincisi teknik faizin asgari oranı belirlenmemiştir. Şöyle ki, Hayat Grubu Sigortaları Yönetmeliğinde “Teknik Faiz” başlıklı 8 inci maddesi aşağıda verilmiştir.

“(1) Risk primi hesabında kullanılan teknik faiz oranı ile birikimler için garanti edilen teknik faiz oranı farklı olabilir.

(2) Teknik faiz oranı sigorta ürününün süresi dikkate alınarak ihtiyatlı olarak seçilir.

(3) Müsteşarlık teknik faiz oranlarının asgari ve azami sınırlarını belirleyebilir.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı/SEDDK henüz asgari ve azami teknik faiz oranlarına ilişkin bir belirleme yapmamıştır. Buna karşın, aynı Yönetmeliğin “Tarifelerin uygulanması” başlıklı aşağıda verilen 13’üncü maddesinde şirketlerin uygulayacağı tarifeler ve teknik esaslarına ilişkin düzenleme yapılmıştır.

“(1) Hayat grubu sigortalarına ilişkin tarife ve varsa kâr payı teknik esasları ile bu esaslara ilişkin değişiklikler herhangi bir onaya tâbi olmaksızın, genel kabul görmüş aktüeryal tekniklere, bu Yönetmelikte ve ilgili diğer mevzuatla belirlenen ilkelere uygun şekilde hazırlanarak şirketler tarafından uygulanır.

(2) Teknik esaslar ve diğer şartlar sigortacılık mevzuatına aykırı olamaz. Yıllık gelir sigortaları hariç olmak üzere, ilk defa uygulamaya konulacak hayat grubu sigortaları tarife ve kâr payı teknik esasları ile bu esaslara ilişkin değişiklikler, şirketlerce uygulamaya konmadan on iş günü öncesinde Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde elektronik ortamda Merkeze gönderilir.

(3) Müsteşarlık, tarife ve kâr payı teknik esaslarına ilişkin muhtelif hesap tabloları ile gerekli görülen diğer bilgi ve belgeleri yazılı veya elektronik kopya olarak şirketlerden isteyebilir. Müsteşarlık, yapılacak inceleme neticesinde, teknik esasları ve diğer şartları mevzuata ve sigortacılık esaslarına aykırı bulunan veya sigorta ettirenler, sigortalılar ve lehtarlarının hak ve menfaatlerinin korunması açısından uygulanmalarında sakınca görülen hususların değiştirilmesini talep edebilir.

(4) Tarife ve varsa kâr payı teknik esasları ile bunlara ilişkin değişiklikler, sunulan teminatlar kapsamında kullanılan tablolar ile teknik esaslara eklenecek diğer bilgi ve belgeler aktüer tarafından imzalanarak şirketçe muhafaza edilir.”

Bu düzenlemeye göre, sigorta şirketleri tarafından onaya tâbi olmaksızın hayat grubu sigortaları tarife ve varsa kâr payı teknik esasları ile bu esaslara ilişkin değişikliklerin mevzuata uygun şekilde yapılabileceği, ancak uygulamaya konulacak hayat grubu sigortaları tarife ve kâr payı teknik esasları ile bu esaslara ilişkin değişikliklerin, şirketlerce uygulamaya konulmadan on iş günü öncesinde Hazine ve Maliye Bakanlığı/SEDDK’nın belirleyeceği esaslar çerçevesinde elektronik ortamda Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezine gönderilmesi öngörülmüştür. Bu durumda örneğin sigorta şirketinin teknik faizinin sıfır veya çok düşük belirlenmesi halinde, nasıl bir müdahale mekanizması çalışacağı belirsizdir.

İkincisi, sigorta ettirenin bilgilendirilmesi şartı olmasına rağmen garanti getirinin sonradan belirlenmesi uygulamada çok sorunlar çıkarabilecek niteliktedir. Özellikle garanti getirinin sigorta süresi sonunda belirlenmesinin kabul edilemez olduğu düşünülmektedir. Şöyle ki, sigorta süresince yatırımlarda oluşacak zararların veya çok düşük getirilerin sigorta süresi sonunda (vade geliminde) garanti getiri oranında karşılanması şirketin o günkü mali durumuna göre mümkün olmayabilir.

Diğer taraftan, söz konusu Yönetmeliğin “Kâr payı” başlıklı 9 uncu maddesi aşağıda verilmiştir.

“Madde 9 – (1) Kâr payı oranı, matematik karşılıkların yatırıldığı varlıklardan yıl içerisinde elde edilen gelirlerin bu Yönetmelik hükümlerine ve genel kabul görmüş muhasebe kurallarına göre hesaplanan net yatırım geliri oranıdır. Kâr payı oranı, her tarife grubu veya kâr payı teknik esası için ayrı hesaplanır.

(2) Şirketler, kâr payı oranlarının artırılması için gerekli tedbirleri alır.

(3) Kâr payı verilen hayat grubu sigortaları için dağıtılacak kâr payı oranları, şirketin internet sitesinde ilân edilerek elektronik ortamda da Merkeze bildirilir. Şirketin, kâr payı oranlarını tarife gruplarına veya kâr payı teknik esaslarına göre hesapladığı durumlarda her oran aynı şekilde ve birlikte ilân edilir.”

Buna göre, sigorta şirketlerine kar payı oranlarının artırılması için gerekli tedbirlerin alınması yükümlülüğü getirilmiş, ancak kar payı oranlarının ne olması gerektiği belirtilmemiş veya belirlenen asgari bir oranın üstünde (eski düzenlemelerdeki enflasyon üstü karpayı verilmesi gibi) olması istenmemiştir. Ayrıca SBM (Merkez) bulunan söz konusu tarifeler, teknik faiz oranları ve bildirilen karpayı oranları üzerinde şimdiye kadar ciddi bir denetim yapılmamıştır.

Yatırım Performansının Bildirimi

Birikim tutarı, yatırım gelirleri, varsa risk primi tutarları ile kesintilere ilişkin bilgilerin, poliçe yıl dönümleri itibarıyla sigorta ettirene şirket tarafından yılda en az bir kez sigorta şirketi tarafından sigorta ettirene yazılı olarak gönderilmesi zorunludur. Sigorta ettirenin, elektronik ortamda bilgilendirilmeyi tercih etmesi halinde yazılı bildirim şartı aranmaz. Ancak, bu şekilde bildirim yükümlülüğünün yetersiz kaldığı ortadadır.

Muhasebe ve Gösterimi

Sigortalılara ait birikim primleri ve bunların net getirileri (karpayı) Gelir Tablosunda gelir olarak yazılmaktadır. Bilanço tarihlerinde ise hem birikim primi hem de ilgili kar payları Gelir Tablosunda gider olarak, karşı ayağı da bilançonun pasifinde Matematik Karşılıklar altında ayrı ayrı gösterilir. Bilanço pasifinde yer alan tutara karşılık gelen yatırımlar ise bilançonun aktifinde Riski Hayat Poliçesi Sahiplerine Ait Finansal Yatırımlar hesabı altında gösterilmektedir. Özetle, birikim primi ve net getirisi Gelir Tablosunda dönem kar veya zararı etkilemeyecek şekilde gelir – gider gösterilmekte, neticede bilançoda aktif ve pasifte karşılıklı olarak varlık – borç gösterilmektedir.

Ancak, birikim primi ve net getirisi BES’teki Katılımcılara Borçlar hesabı gibi bir borç hesabında (Sigortalıların Tasarruf Hesabı gibi) gösterilmemekte, uzun süreli hayat sigortalar için ayrılan rezervlerin gösterildiği bir hesap olan Matematik Karşılıklar hesabı içinde gösterilmektedir. Oysa biri borç diğeri rezervdir, elma ile armut gibi. Söz konusu tutar İngiltere’de bilançoda Borçlar ana hesabının altında Tasarruflar alt hesabında (savings) gösterilmektedir. Sonuçta bu temel hata yüzünden halen zincirleme hatalar yapılmaktadır. Örneğin aşağıda anlattığım birikim primi üzerinden kesilen erken ayrılma kesintisi uygulaması sırf bu hatanın bir sonucudur.

Diğer taraftan, birikim primsiz uzun süreli hayat sigortaları için aktüeryal yöntemlere göre ayrılan Aktüeryal Matematik Karşılığı ile sigortalılara ait tasarruf tutarları (birikim primi ve kar payları) hem solo bilançoda hem de solo gelir tablosunda ayrı ayrı gösterilmediği için şirket ve sektör bazında sigortalılara ait tasarruf hesaplarının büyüklüğü bilançolardan anlaşılamamaktadır. Oysa, son derece önemli bu finansal bilginin finansal tablolarda ayrıca gösterilmemesi TFRS’lere aykırıdır.

Finansal tablolarda gösterilmeyen birikim primi ve kar payı toplamının alt hesaplar toplanmak suretiyle 2020 üçüncü çeyrek sonuçlarına göre 3,3 Milyar TL olduğu tespit edilmiştir.

Yatırım Araçları

Teknik Karşılıklar Yönetmeliğine göre kar paylı hayat sigortası sözleşmelerine ilişkin yatırımlar aşağıda sayılan varlıklara yatırılabilir:

a) Türk Lirası,

b) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca alım satım konusu yapılan dövizler,

c) Vadeli ve vadesiz Türk Lirası mevduatı,

ç) Katılım bankaları nezdinde açılan cari hesaplar ve katılma hesapları,

e) Döviz tevdiat hesapları,

f) Devlet tahvili, hazine bonosu ve Devletin ihraç ettiği diğer finansal varlıklar,

g) Özel sektör tarafından ihraç edilmiş tahvil ve diğer sabit getirili finansal varlıklar,

ğ) Hisse senetleri ve diğer değişken getirili finansal varlıklar,

h) Yatırım fonu katılma belgeleri,

ı)  Repo işlemleri,

j) Sigorta sözleşmelerine bağlı olarak veya bağlı olmadan verilen ikrazlar,

k) Gayrimenkuller,

l) Gayrimenkul hariç diğer maddi duran varlıklar,

n) Kira sertifikaları,

o) Müsteşarlıkça belirlenecek kalkınma bankalarınca ihraç edilen borçlanma araçları.

Buna göre birikim primlerinin para (TL), döviz, vadesiz TL mevduatı ve maddi duran varlıklar gibi reel getirisi olmayan varlık kalemlerine yatırılmasına izin verilmiştir. Ancak maddi duran varlıklara yatırım yapılması diye bir şeyin söz konusu olamayacağından, sehven yazıldığı düşünülmektedir. Diğer taraftan, SEDDK’ın (Müsteşarlığın) iznine tabi olan sigorta sözleşmelerine bağlı olmadan ikrazların da birikim primleri karşılayan yatırım aracı (varlık) olarak kabul edilmiştir. Bunun anlamı, sigortalının yatırım parası şirketin uygun göreceği kişilere kredi olarak verilebilir.

Diğer taraftan, söz konusu Yönetmelikte şirketlere birikim primlerine ait yatırımlarda yeterli risk dağılımı sağlamaları mecburiyeti getirilmiş, ayrıca toplam yatırımın ne kadarının gayrimenkule, Devlet tarafından ihraç edilen finansal varlıklar hariç finansal varlıklara, bir topluluğa ait finansal araçlarına, nakit ve dövizlere, banka hesaplarına yatırılacağına ilişkin çeşitli kısıtlamalar getirilmiştir. Ancak, söz konusu Yönetmelikte sigorta şirketiyle aynı topluluğa ait bankalarda hesap açılmasına bir kısıt getirildiği halde aynı topluluğun şirketlerine ait finansal araçlarına yatırım yapılmasına, genel kısıtlamalara uymak şartıyla, izin verilmiştir.

Bazıları bu yazdığımı okuduktan sonra, Matematik Karşılıklarını karşılayan varlıklar mevzusu ile birikim primlerinin yatırıma sevk edilmesi mevzusunun farklı olduğunu iddia edebilir ve bu kapsamda maddi duran varlıklar (demirbaş vs) Matematik Karşılığı karşılayan varlık olarak gösterilebilir ama birikim primlerin bu varlığa yatırılamayacağını söyleyebilir. Bu durumda ise birikim primlerin yatırımına ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığını kabul etmemiz lazım.

Gerçeğe Uygun Ölçüm

Yatırım unsurlarının bilanço tarihlerinde gerçeğe uygun değerlerle ölçülmesi ve sigortalının ayrılması halinde sigortalının ayrılma tarihindeki varlığının gerçeğe uygun değer üzerinden ölçülüp iştira değeri olarak sigortalıya verilmesi gerekir. Nitekim, Avrupa Birliği (AB) Sigorta Muhasebe Direktifinin 46a’ncı maddesinin ikinci fıkrasında yatırım riski sigortalılara ait finansal yatırımların gerçeğe uygun değer üzerinden değerlendirilmesini öngörülmektedir. TFRS 4 ve TFRS 17’de sigortalılara ait varlıkların gerçeğe uygun değerle ölçümünü öngörmektedir.

Hayat Grubu Sigortaları Yönetmeliğinde, “kâr payı oranı, matematik karşılıkların yatırıldığı varlıklardan yıl içerisinde elde edilen gelirlerin bu Yönetmelik hükümlerine ve genel kabul görmüş muhasebe kurallarına göre hesaplanan net yatırım geliri oranıdır” şeklinde hüküm ile neye tekabül ettiği belirsiz olan genel kabul görmüş muhasebe kuralları kavramı dışında sigortalılara ait yatırımların nasıl değerlendirileceğine ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Uygulamada ise sigortalılara ait varlıklar sigortacılık hesap planındaki;

-Vade Sonuna Kadar Elde Tutulacak Finansal Varlıklar

-Alım-Satım Amaçlı Finansal Varlıklar

-Satılmaya Hazır Finansal Varlıklar

içerisinde gösterilmekte ve eski TMS 39’a göre değerlendirilmektedir.

Buna göre, alım-satım amaçlı finansal varlıklar içerisinde gösterilen yatırımlar gerçeğe uygun değer üzerinden, vade sonuna kadar elde tutulacak finansal varlıklar içerisinde yer alan yatırımlar itfa edilmiş değer (amortised cost) üzerinden ölçülür. Hayat sigortası sektörümüz daha çok tercih edilen satılmaya hazır varlıklar içerisinde gösterilen yatırımlar ise defter değeri ile itfa edilmiş değer arasındaki fark kar – zarar hesapları içerisinde, itfa edilmiş değer ile gerçeğe uygun değer arasındaki farkı işletme masraf kesintisinden sonra kar payı tutarı olarak Matematik Karşılıklar, işletme masraf payı ise öz sermaye hesapları içerisinde gösterilmektedir.

Konuyu örnekle anlatalım; Bir sigortalının 100 TL birikim primi ile devlet tahvili alınmış ve bu devlet tahvilinin 31.12.2020 tarihi itibariyle rayicinin 150 TL olduğunu varsayalım. Ancak şirket iç verim oranı (IRR) göre söz konusu tahvili 130 TL ölçmüş olsun. Bu durumda aktifte 150 TL varlığa karşılık sigortalıya 30 TL kar payı verilecek, geri kalan 20 TL ise kar payına konu edilmeden doğrudan Matematik Karşılıklar içerisinde gösterilecektir. Eğer sigortalı 1 Ocakta sistemden ayrılmak isterse kendisine 130 TL ödenecektir. Bu durumda 20 TL kalıntı değer yatırım havuzunda kalmaktadır. Sigorta şirket yetkilileri söz konusu tutarların diğer sigortalılara kaldığı ve şirkete kesinlikle kalmadığını iddia etmektedir. Ancak yatırım havuzunda sigortalıların paraları dışında çok önemli tutarlarda şirketlere ait tutarlar (havuzdan çekilmeyen işletme masraf kesintileri gibi) da bulunmaktadır, hem bu tutarlara isabet eden hem de cari dönem işletme masrafı kesintisine (management fee) isabet eden kalıntı değerlerin sigorta şirketlerine kalacağı düşünülmektedir. Şirket yetkilileri iç verim değerinin bazen gerçeğe uygun değerin üstünde kaldığını, bu durumda erken ayrılanların avantajlı olduğunu, buna karşın geri kalanların dezavantajlı olacağını belirtmektedir.

Ancak burada temel soru şudur; başkasının parasını nasıl olurda şirketler istediği gibi değerlendirir ve istediği değer üzerinden kişiye öderler? Şirketlerin iç verim oranındaki ısrarı ise piyasa oynaklığı kapsamında garanti edilen oranların altında yatırım getirisi sağlanması ihtimalinin azaltılması ve böylelikle şirket kasasından garanti farkının çıkma ihtimalinin azaltılması olduğu düşünülmektedir.

3) Uzun Süreli Hayat Sigortalarında Erken Ayrılma

Hayat sigortacılığında uzun süreli sözleşme yapılması yaygındır ve çoğunlukla da tercih sebebidir. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı sigorta yaptıranlar belirli bir süre sonra sözleşmeden ayrılmak isteyebilmektedir. Uzun süreli hayat sigortaları sigorta süresince risk düzeyi yükselen (ölüm riski) veya azalan (yaşama ihtimali) sözleşmeler oldukları için erken ayrılmalarına ilişkin 6102 sayılı TTK’da için özel bir madde bulunmaktadır.

Söz konusu Kanunu’nun 1500’üncü maddesinde “Sigorta ettiren, en az bir yıldan beri yürürlükte bulunan ve bir yıllık primi ödenmiş olan sigorta sözleşmelerinde, istediği zaman sözleşmeyi sona erdirerek sigortadan ayrılabilir. Ayrılma değeri, ayrılmanın istenildiği andaki genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun bir biçimde hesaplanan değerdir.” şeklinde uzun süreli hayat sigortalarından erken ayrılma (iştira) hakkı ve ayrılma (iştira) değeri tanımlanmıştır.

Buna göre sigortalı, en az bir yıldan beri yürürlükte bulunan ve bir yıllık primi ödenmiş olan sigorta sözleşmelerinde, istediği zaman sözleşmeyi sona erdirerek sigortadan ayrılabilir. Diğer taraftan, erken ayrılma halinde sigortalıya ödenecek ayrılma değeri, ayrılmanın istenildiği andaki genel kabul görmüş aktüeryal kurallarına uygun bir biçimde hesaplanan tutar olarak tanımlanmıştır. Ancak, söz konusu genel kabul görmüş aktüeryal kurallarına göre hesaplanan değerin mahiyeti açık değildir. Şöyle ki hangi varsayımlara ve esaslara göre hesaplanacağı belirsizdir.

Matematik karşılığı (“MK”), aslında şirketlerin hayat sigortaları kapsamında üstlendikleri risklere ilişkin sigorta ettirenler ile lehdarlara olan yükümlülüklerini karşılamak üzere aktüeryal esaslara göre ayırması gereken rezervdir, ancak matematik karşılık tutarı prospektif yönteme (sözleşmeden beklenen kar, gelecekteki nakit girişlerin peşin değerinden gelecekteki nakit çıkışların peşin değeri indirilmesi sonucu bulunan fark) göre ve brüt prim üzerinden ayrılması kaydıyla söz konusu Kanun maddesinde tanımlanan ayrılma değerine de eşit olacağı aktüer uzmanlarca ifade edilmektedir.

Söz konusu Kanunda erken ayrılma dolayısıyla şirketin sigortalının ayrılma değeri üzerinden herhangi bir kesinti yapılması öngörülmemiştir. Buna karşın, 13.1.2009 tarih ve 27109 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile değiştirilen 18.07.2007 tarih ve 26586 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Hayat Sigortaları Yönetmeliğiyle ülkemizde ilk kez erken ayrılma kesintisi yapılmasına imkan tanınmıştır. Söz konusu değişiklikte, 01.03.2009 tarihinden itibaren bilgilendirme formunun ve poliçenin ilk sayfasında en az 14’lük puntolarla yazılmak kaydıyla iştira edilerek sonlandırılan sözleşmelerde de matematik karşılıkların belli bir oranı şeklinde sigorta şirketlerinin erken ayrılma kesintisi uygulayabileceği öngörülmüştür. Bu yönetmeliğin yerine geçen 10.10.2012 tarih ve 28437 sayılı Resmi Gazete yayınlanan Hayat Grubu Sigortaları Yönetmeliğin “kesintiler” başlıklı 10’uncu maddesinde, erken ayrılma kesintisi matematik karşılıkların belli bir oranı şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca, sigorta bilgilendirme formunun ve poliçenin ilk sayfasında en az 14 punto büyüklüğünde yazılması kaydıyla söz konusu oranın istenildiği oranda belirlenebileceği de öngörülmüştür. Bunun anlamı, söz konusu şartları sağladığında sözleşme süresini doldurmadan ayrılma halinde sigortalının mevcut MK tutarının tamamının bile kesilebileceğidir. Bunun dışında, mevcut MK’sının belirli bir oranı veya sigortada kalma süresine bağlı olarak aşamalı kesinti oranları da uygulanabilir. Başka bir deyişle, ilk yıllarda ayrılma halinde kesinti daha yüksek belirlenebilir.

Başka bir anlatımla, idari düzenlemeyle Kanuna aykırı bir şekilde ayrılma değeri üzerinden “ceza” anlayışı kapsamında kesinti yapılması öngörülmüştür. Oysa özel sözleşme hukuku alanında ceza gibi kesintilerin Kanunla öngörülmesi gerekmektedir.

Ülkemizde matematik karşılık brüt prim üzerinden değil sadece risk primi (Spx) üzerinden, prospektif yönteme göre hesaplanan tutar veya prospektif yönteme göre hesaplanan değerden az olmamak kaydıyla başka bir aktüeryal yönteme göre belirlenen değerden oluşur.

Tarife Primi =

Risk Primi Gider Payı Komisyon
Tpx (Örn.100 TL) Spx (60 TL)

Üretim Giderleri (40 TL)

Başka bir deyişle, TTK’da erken ayrılma değeri brüt prim üzerinden hesaplanması öngörülmüş iken, ülkemizde aktüeryal matematik karşılığı sadece risk primi üzerinden ayrılmaktadır. Bunun anlamı, erken ayrılma halinde üretim giderlerinden sigortalıya herhangi bir iade yapılmamaktadır.

Tekrarlarsak, bu sigortalarda sigortalı iştira talebinde bulunduğunda risk primi üzerinden hesaplanan matematik karşılık tutarından ayrıca iştira kesintisi yapılarak geri kalan kısmı sigortalıya iade edilmektedir. Başka bir deyişle, sigorta şirketinin üretim giderleri tamamı karşılanmış, iştira anına kadar olan hak ettiği risk primleri alınmış, ayrıca alınan primlerden iştira anına kadar yatırım getirisi de elde edilmiş iken, iştira tarihi itibariyle sigorta şirketinin hak etmediği riski primi üzerinden %0-%100 arasında ayrıca bir kesinti yapılmasına izin verilmiştir.

Diğer taraftan, poliçe ve bilgilendirme formunda 14 punto ile kesintilerin yazılmasının düşük sigorta bilinçli sigortalılar üzerinde etkisinin ne olacağına ilişkin elimizde bir araştırma sonucu bulunmamaktadır. Ancak yaygın olarak uygulanan bir örnek kesinti tablosunu aşağıda ilginize sunuyorum.

Örnek: Bir poliçeye ilişkin erken ayrılma (iştira) kesintisi hakkında kullanılan metin aşağıda verilmiştir:

Şimdi bunu okuyan kaç kişi ne olduğunu anlamıştır? Teknik esaslar nedir? Karşılık denilen şey nedir? Hangi karşılık? vs. Özetle, bu poliçe metninin, TTK’da aydınlatma yükümlülüğüne, Sigortacılık Kanunu’nda ise sigortacılık icaplarına ve iyiniyet kurallarına göre hareket edilme yükümlülüğüne ve 6502 Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’nun 5’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan; “Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm, tüketicinin lehine yorumlanır.” hükmüne aykırı düştüğü çok açıktır.

Birikim primi üzerinden iştira kesintisi yapılması

Birikim priminde alındığı uzun süreli hayat sigortalarında, üretim giderlerine (komisyon ve gider payı) ilişkin kesinti başlangıçta tarife primi içinde yapılmakta, yönetim komisyon ücreti (işletme masraf kesintisi ismiyle) her dönem getiri üzerinden düzenli olarak yapılmaktadır.

TTK nın söz konusu 1500 ncu maddesi birikim unsuru olmayan uzun süreli hayat sigortalarına ilişkin olduğu çok açık iken, daha önce söylediğim gibi işin doğasına aykırı bir şekilde birikim primi ve net getirisini Matematik Karşılıklar içerisinde gösterilmesi gafletinden kaynaklı olarak, söz konusu Yönetmelikte birikim primi için de aşağıda maddeyle kesinti öngörülmüştür.

“d) Sigortadan ayrılma süresi dolmadan feshedilen sözleşmelerde fesih tarihine kadar ödenmiş birikim primleri ile bunlara ilişkin kâr payının toplamı, söz konusu toplam tutar üzerinden şirket tarafından belirlenmiş oranda yapılacak kesinti ve ilgili vergiler düşüldükten sonra sigorta ettirene iade edilir. Söz konusu kesinti oranı bilgilendirme formunun ve poliçenin ilk sayfasında en az 14’lük puntolarla yazılır.”

Açık söylemek gerekirse, bu düzenleme bir hata sonucu kaleme alındığını düşünüyorum. Zira, Dünya’nın hiçbir yerinde başkasının yatırım parasından işletme komisyonu, yani yönetim ücretini (management fee) aldıktan sonra, ayrıca bir kesinti yapılmamaktadır.

4) İkraz

Hayat Sigortaları Genel Şartları’nın C.7 Borç verme (İkraz) başlıklı maddesinde “Sigortacı, aksine bir sözleşmeyle kısaltılmış olmadıkça en az 3 yıllık primi ödenmiş sigortada, sigorta ettirenin talebi üzerine ve poliçenin iadesi karşılığında sigorta poliçesi üzerinden ödünç para vermek zorundadır.” hükmü yer almasına rağmen, 14/02/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/07/2012 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Ödünç verme” başlıklı 1501’inci maddesinde “En az bir yıldan beri yürürlükte bulunan ve bir yıllık primi ödenmiş olan sigorta sözleşmelerinde, sigorta ettirenin istemesi hâlinde sigortacı, istem anındaki, genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun bir biçimde hesaplanan değer üzerinden sigortalıya ödünç para vermek zorundadır.” hükmü ile bu süre 1 yıl olarak belirlenmiştir.

İkraza ilişkin gerekli detayda alt düzenleme olmadığı için uygulamasında önemli ölçüde sigorta şirketlerinin etkisi görülmektedir.

Sigorta şirketi, birikimli uzun süreli sigortalarda aksine bir sözleşmeyle kısaltılmış olmadıkça en az 1 yıllık primi ödenmiş sigortada, sigorta ettirenin talebi üzerine ve poliçenin iadesi karşılığında sigorta poliçesi üzerinden ödünç para vermek (ikraz) zorundadır. Başka bir anlatımla, iştira süresini doldurmuş olan sigortalının, poliçedeki tüm hakları korunması şartıyla mevcut varlığının tamamını veya belirli bir kısmını yıllık faizle genellikle bir yıllığına sigorta şirketinden borç almasıdır. Burada yıllık faiz uygulamasının tek nedeni, sözleşme gereği şirketin teknik faiz garantisidir. Ancak, ikraz durumunda faiz uygulanmasına ilişkin sigortacılık düzenlemelerinde bir hüküm bulunmamaktadır.

Borcun faizleri, taraflarca kararlaştırılan vadelerde ödendiği sürece sözleşme yürürlükte kalır. Faizler vadelerinde ödenmeyecek olursa, sigortacı, sigortalıya bir ihbar mektubu göndererek borcunu işlemiş faiz ve masraflarıyla üç ay içinde ödemeye davet eder. Borç bu süre içinde ödenmez ise alacağını işlemiş faiz ve masraflarıyla birlikte sigortalıların birikimlerinden tahsil eder ve kalan tutar sigortalıya iade olunur.

Uygulamada sigorta şirketleri ikrazları çoğunlukla kendi serbest fonlarından finanse etmektedir. Başka bir deyişle, sigorta şirketleri sigortalılarına banka gibi kredi vermektedir. Bu durumda, ikraz yapıldığında sigortalıların yatırımına dokunulmamakta ve günlük karpayı dağıtım esasına göre karpayı elde etmeye devam etmektedir. İkraz faizi ise şirketçe serbest olarak belirlenmektedir. Bu durumda, sigortalının şirketteki mevcut yatırımının gerçekleşen karpayı oranı (örn.%5) ile şirketin uyguladığı ikraz faiz oranı (örn.%10) farklı olabilmektedir. Bu durumda, şirket sigortalıya sağladığı karpayından daha fazla ikraz faiz geliri elde etmiş olacaktır.

Oysa ikraz tutarı normalde sigortalıya ait yatırım tutarından verilmelidir. Bu durumda mevcut varlıklardan ikraz tutarı kadar satış yapılır. İkraz faizi ise en az teknik esaslarda yer alan teknik faiz oranı ile işletme masrafı oranı toplamının üstünde olmalıdır. Ayrıca, faizin normalde sigortalıdan peşin alınmaması gerekir. Bu durumda sigortalıdan ilerde alınacak faizde sigortalının kredi dönemine ait yatırım geliri (karpayı ve işletme masrafı) olarak tahakkuk ettirilmelidir.

Mevzuata göre SEDDK’dan izin alınması kaydıyla sigorta sözleşmelerine bağlı olmadan ikraz verilebilmesi mümkündür. Böylelikle, teminat karşılığında sigortalı dışındaki kişilere de ikraz verilmesi imkanı tanınmıştır. Ancak bu uygulamada şirket yöneticilerin düşük faizlerle kendi şirketlerinden kredi elde etme aracı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

5) Sigortalının Vefat Ettiğinin Mernis Üzerinden Öğrenilmesi

Ülkemizde annesi, babası, eşi, çocuğu ölenlerin önemli bir kısmı ölen yakınının bir hayat sigortasının olduğunu bilmezler ve bu nedenle sigorta şirketlerine tazminat talebinde bulunmazlar. Sigorta şirketleri ise Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinin kendilerine belirli periyotlarla gönderdiği Mernis üzerinden çekip kendilerine gönderdiği listelerden ölen sigortalılarını tespit edebilmektedir.

Sigorta şirketleri söz konusu vefat listeleri kapsamında ölenlerin lehtarlarına (poliçede varis gösterilen) veya lehdar belirtilmemişse kanuni mirasçılarına vefat edenin kendilerinde hayat sigortasının olduğunu, istenen belgeleri göndermeleri halinde kendilerine tazminat ödeneceğini bildiren mektuplar gönderirler. Ancak bu mektuplardan bir kısım çeşitli nedenlerden dolayı lehdarlara ulaşmaz. Sonuçta sigorta şirketlerinin ulaşma çabası sonucu bir kısmı ödenmekte, ama önemli kısmı ise şirkette kalmaktadır.

Bu konuda hiçbir düzenleme ve denetim bulunmamaktadır.

Aslında 2010’lu yılların başında SDK’nın bir denetim raporundaki tespit sonucu Hazine Müsteşarlığı bir Genelge yayınlayarak Mernis üzerinden tespit edilen hayat sigortalıların kayda alınmasını öngörmüş, ancak sigorta şirketlerinin talebiyle bu genelge daha sonra yürürlükten kaldırılmıştır.

Bunun yerine Türkiye Sigorta Şirketleri Birliği (TSB)’nin yayımladığı 26.08.2014 tarihli “Hayat Sigortalarında Riskin Gerçekleşip Gerçekleşmediğinin Araştırılması ve Sigortalı, Lehtar ya da Varislerin Tespit Edilmesine İlişkin Usul ve Esaslara İlişkin Tebliğ” yayınlamıştır. Söz konusu tebliğde “Yapılan bildirimi takiben, lehtar veya birinci derece yakınlarının ilgili sigorta şirketine dönüş yapması durumunda bahse konu tazminat için muallak tazminat karşılığı ayrılacaktır.” hükmü gereği sigorta şirketleri lehdar veya birinci derece yakınları sigorta şirketlere dönüş yapmadan dosya açmamakta ve dolayısıyla karşılık da ayırmamaktadırlar.

Oysa mevzuatsal değerlendirmede dikkate alınacak yasal hükümler hiyerarşisinde TSB tarafından yayımlanan tebliğlerin bir geçerliliği bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1446. maddesi aşağıdaki hükmü haizdir;

“(1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.

(2) Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir.

(3) Sigortacı rizikonun gerçekleştiğini daha önce fiilen öğrenmişse, ikinci fıkra hükmünden yararlanamaz.”

Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında, sigortacının rizikonun gerçekleştiğini fiilen öğrenmesi halinde sigorta ettirenin rizikoyu ihbar etmesi durumuna benzer bir hukuki sonuç doğuracağı öngörülmüştür. Buna göre, Mernis kayıtları üzerinden rizikonun gerçekleştiğinin öğrenilmesini, sigorta ettirenin şirkete ihbarda bulunması gibi kabul ederek şirketlerin hemen dosya açması, tazminat karşılığı ayırması ve yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiği aşikardır.

Bilindiği üzere, hayat sigortası kapsamında sunulan ürünler yapısı itibarıyla meblağ sigortası olduğu için ve bu sigortalar kapsamında ödenen tazminat tutarı her zaman için sigorta bedeline eşit olduğundan Dosya Tazminat Karşılığı (DTK) belirlemek kolaydır.

Özetle, yukarıda açıklanan 1446. madde doğrultusunda ilk hasar ihbarı ister doğrudan hak sahiplerince yapılsın isterse sigorta şirketince başka kaynaklardan öğrenme şekliyle olsun sigorta şirketlerinin, sigorta bedelini başlangıçta DTK olarak ayırması gerekmektedir. Bu TFRS’lerin de bir gereğidir.

Yukarıdaki paragrafta bahsedilen uygulamada önem arz eden diğer bir konu ise sigortalının vefatının öğrenilmesi durumunda vefata konu olayın teminat dışında olup olmama ihtimalinin değerlendirilmesidir. Şöyle ki, akli melekelerini kaybetmemiş ve 3 yıldan kısa sürede intihar edenler için, ayrıca hayat sigortası yaptırırken beyan yükümlülüğüne (örn. kanser olduğunu gizlemesi vs) yerine getirmemişse ve bunun somut delillerle tespit edilmesi (ispat mükellefiyeti sigorta şirketlerine ait) halinde sigorta şirketi tazminat ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. Bununla birlikte, Mernis üzerinde vefatını öğrenilen ancak henüz başvurusu şirkete gelmeyen taleplerde (sırf vefat tazminatı almak için sigorta yaptıranlar zaten hızlı şekilde başvuracakları için) teminat dışı hallerin çıkma ihtimalinin düşük olacağı düşünülmektedir. Söz konusu vefatların teminat dışı olduğunun belirlenmesi ve izahatlı gerekçe ile tazminat taleplerinin red edildiğinin lehdara/varislere yazılması halinde, bu andan itibaren sigorta şirketleri bu vefat dosyalarını kapatabilecektir.

Eğer sigorta şirketi bütün iyi niyetli çabalarına rağmen lehdar/varislere ulaşamazsa TTK’nın 1420. maddesinde belirtilen “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” hükmü doğrultusunda, vefat tarihinden itibaren 6 yıl içinde talep gelmemesi halinde söz konusu tazminatlar zaman aşımına uğradığı dikkate alınarak, ilkin aranmayan paralar kapsamında ilan etmeli ve daha sonra Güvence Hesabına devretmelidir.

Özetle;

  1. Rizikonun gerçekleştiğinin öğrenilmesiyle (ihbar yoluyla veya SBM tarafından alınan MERNİS kayıtlarına göre) numara verilmek suretiyle hasar dosyası açılmalıdır.
  2. Şirketin poliçede kayıtlı lehdara, lehdarın ölmesi veya lehdar tayin edilmemişse belirlenebilen kanuni mirasçılarına nüfusa dayalı adreslerine en az iki kez iadeli taahhütlü mektup yazılması uygun olacaktır. Söz konusu tebligat masraflarının bir kısmının ödenecek tazminattan/Güvence Hesabına devredilecek tutardan indirilmesi de ayrıca öngörülebilir.
  3. Öğrenmeyle açılan dosyalarda başlangıçta teminat dışı olma durumu belirli olanlar için DTK’sı sıfırlanır ve dosyası da kapatılır. Ama onun dışında kalanların DTK’sı olarak sigorta bedeli girilir, 6 yıl içinde talep gelmemesi halinde zamanaşımına uğrayacağından hak sahiplerince aranmayan paralar kapsamında ilan edilmeli ve akabinde Güvence Hesabına devredilmelidir.

Diğer taraftan, zaman aşımı süresince tazminat tutarlarının nominal değerlerini yitirmemesi için enflasyon oranında güncelleme zorunluluğu veya yatırım zorunluluğu getirilebilir.

6) Hayat Sigortalarında Poliçe İptali

Uygulamada, yıllık hayat sigortalarında hayat dışı sigortalardan farklı olarak brüt primin içinde sadece risk primi (Spx) üzerinden iptal yapıldığı görülmektedir.

İster mücbir sebeplerden isterse primin ödenmemesi gibi nedenlerden olsun poliçe iptallerine ilişkin özel yasa maddesi yoksa, 6102 sayılı TTK’nın 1419’uncu maddesinin “Sigorta sözleşmesi sona erdiği takdirde, Kanunda aksi öngörülmemişse, işlemeyen günlere ait ödenmiş primler sigorta ettirene geri verilir” hüküm gereği iptal işlemi brüt prim (Tpx) ve gün esası üzerinden yapılır.

Tarife Primi =

Risk Primi   + Gider Payı   + Komisyon
Tpx Spx

Üretim Giderleri

Bu durumda, TTK hükmünde ödenmiş prim iadesi düzenlendiği için üretim giderleri payı dahil bütün prim unsurlarının iadesi gerekmektedir. Ancak, uygulamada hayat sigortacılığında poliçe iptal edildiğinde sadece risk primi (Spx) üzerinden iade yapılmakta, üretim giderleri üzerinden iade yapılmamaktadır.

Hayat sigorta sektörünün bu uygulamasına dayanak teşkil edecek bir yasal veya idari düzenleme bulunmamaktadır.

7) Başkası Adına Hayat Sigortası Yaptırılması

Son yıllarda bazı şirketlerin ve kuruluşların kendi çalışanlarını ve mensuplarını hayat sigortası yaptırıp lehdar olarak ta kendi şirketlerini/kuruluşlarını gösterdikleri bilinmektedir. Özellikle riski yüksek işlerde (vinç operatörlüğü vs.) bu şekilde bir uygulama ile haksız kazançlar elde edildiğini işitir olduk.

Bununla ilgili TTK’nın ilgili maddesi aşağıdadır.

“MADDE 1490– (1) Sigorta ettiren, kendisinin veya başkasının hayatını, ölüm veya hayatta kalma ihtimallerine karşı sigorta ettirebilir. 

(2) Başkasının hayatı üzerine sigorta yapılabilmesi için, o kişinin hayatının devamında lehtarın menfaatinin bulunması şarttır. Ayrıca, ölüm ihtimaline karşı yapılan sigortalarda, sigorta bedelinin mutat cenaze giderlerini aşması hâlinde sigortalının veya varsa kanuni temsilcisinin yazılı izni gerekir. Sigortalı onbeş yaşından büyükse kanuni temsilcinin dışında ayrıca onun da izni alınır. İzin olmadan yapılan sözleşme, icazet verilmediği takdirde geçersizdir.

(3) Kanuni temsilcinin lehtar olarak atadığı veya kendisinin sigorta ettiren olduğu durumlarda, kanuni temsilcinin iznin verilmesinde sigortalıyı temsil yetkisi yoktur.

(4) Menfaat şartının sözleşmenin yapılmasından sonra ortadan kalkması hâlinde sözleşme o andan itibaren geçersiz hâle gelir; ancak, sigorta ettirene iştira değeri ödenir.”

Buna göre başkasının hayatı üzerine sigorta yapılabilmesi için, o kişinin hayatının devamında lehtarın menfaatinin bulunması şart koşulmuştur. Ancak lehdarın menfaati soyut bir kavram, örneğin bir patronun işçisinin çalışmasından menfaat sağlayacağı bir gerçek ama aynı menfaati başkasından (başka bir işçiden) da sağlayabilir. Dolayısıyla burada kastedilen menfaatin telafisi zor bir menfaat olması gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca haksız menfaat temin etme aracı şeklinde kullanılmaması gerekmektedir.

8) Gelir Sigortası (ayrı çalışma konusu yapılacaktır)

Yıllık gelir sigortası ülkemizde çok yaygın değildir, ancak özellikle bireysel emeklilikten emekli olunduktan sonra gelir sigortasına geçişler nedeniyle ilişkin olarak önemi son yıllarda artmıştır. Hayat Grubu Sigortaları Yönetmeliğinde “irat ödemeli hayat sigortaları” olarak da belirtilen yıllık gelir sigortası, sigortalının başlangıçta bir defada veya düzenli taksitler şeklinde ödeyeceği primler karşılığında, sigorta şirketi tarafından yaşam boyu veya belirtilen süre boyunca periyodik olarak sigortalılara maaş bağlanan bir sigortadır.

Ancak, maalesef istenilen düzeyde bir mevzuat altyapısı oluşturulmadığı için yeterince uygulama alanı bulamamaktadır. Oysa özellikle BES ve birikimli hayat sigortalarının devamı açısından çok önemli bir ürün çeşididir.

9) Sonuç

Yukarıda ilgili bölümlerde de anlatıldığı üzere;

-Sigortacılık ve özellikle hayat sigortacılığının yaygınlaştırılması için SEDDK’nın rol modellik yapması (Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliğinin araştırılması vs),

-Birikim primi ve net getirisinin Matematik Karşılıklar içerisinde gösterilmesine son verilmesi ve ayrı bağımsız bir Yönetmeliğin çıkartılması,

-Birikim primlerine ait yatırımların gerçeğe uygun değeriyle değerlendirilmesi, yatırımların enflasyon üstü getiri sağlaması için getiri garantilerin gözden geçirilmesi, topluluk içi yatırım yapılması önlenmesi veya esas getirilmesi ve bu alanda sıkı denetimler yapılması,

-Erken ayrılma kesintisinin tamamen kaldırılması,

-İkraz uygulamasının sadece kişinin yatırım tutarından verilmesi, teknik faiz garantisi kadar faiz uygulanması ve sigortalılar dışında ikraz uygulanmamasının sağlanması,

Uzun süreli hayat sigortalarında Matematik Karşılığının brüt prim üzerinden ayrılması

-MERNİS üzerinden vefat ettiği tespit edilenler için hasar dosyası açılması, poliçede yazılı sigorta bedeli üzerinden karşılık ayrılması ve nominal değeri korunarak zaman aşımı sonrası ise Güvence Hesabına aktarılmasının sağlanması,

-Hayat poliçe iptalinde üretim giderleri üzerinden iade yapılmasının sağlanması,

-Başkası adına hayat sigortası yapılmasına ilişkin idari düzenleme yapılması,

-Hayat sigortacılığın gelişmesi için çok önemli olan gelir sigortasının yeniden düzenlenmesi

uygun olacaktır.

                                                                                              Doç. Dr. Metin SARIASLAN

1 thought on “Sigortacılıkta Zayıf Halka: Hayat Sigortacılığı”

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir