Sigortacılıkta Sisteme Giriş ve Ege Sigorta Vakası

Sigortacılıkta var olan sorunların daha çok idari düzenlemelerden ve uygulamalardan kaynaklı olduğunu, ancak sigortacılık sistemine girişteki sorunun ise daha çok uygulamadan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. SEDDK yeni kurulduğu için burada söylediklerim daha çok geçmişe ilişkindir.

1) Genel Bakış

Dünya’da özellikle katastrofik risklerden kaynaklı olarak sigorta ve reasürans şirketlerinin iflasları söz konusu olabilmektedir. Bu durumlarda milyonlarca sigortalı zor durumda kalabilmekte; vatandaşının zararını karşılamak zorunda kalması sebebiyle devletler de büyük zararlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu zarar ya doğrudan vatandaşın zararını karşılamak şeklinde ya da sigorta şirketlerine destek vermek şeklinde ortaya çıkmaktadır. Zorunlu Deprem Sigortasını yaptırmayan vatandaşların depremde zarar gören evlerinden dolayı uğradıkları zararların karşılanması devletin doğrudan desteğine bir örnek olarak gösterilebilir. Öte yandan ABD’de 2008 yılında patlak veren mortgage krizi sonrasında zarar gören milyonlarca sigortalının zararını karşılaması için ABD Hükümetinin AIG Sigorta şirketini 100 Milyarca dolar ile mali destek vermesi de ikinci duruma örnek niteliğindedir. Sigortacılık faaliyeti, bu kritik özelliğinden dolayı tüm dünyada, ayrı özel kanunlarla düzenlenmiş ve kamu tarafından denetime tabi tutulmuştur.

Sigortacılık temel olarak, gelecekte ortaya çıkması muhtemel risklerin karşılanması için bir prim havuzu oluşturulması ve bu havuzun güvenilir ve sağlıklı bir biçimde yönetiminin sağlanması esasına dayanmakta olup bu özelliği itibarıyla da sistemin yasal zemininin oluşturulması, yasal düzenlemelerin kapsamı ve sistemde yer alan oyuncuların seçimi kritik önem arz etmektedir.

Bu kapsamda, alınan primlerden sağlanan nakit girişleri ile üretim giderleri, ödenen hasar ve tazminatlar dolayısıyla ortaya çıkan nakit çıkışları arasındaki dengenin sağlanması gerekmektedir. Bu denge içinde yer alan nakit girişleri ile nakit çıkışları arasında ise zamansal olarak bir fark söz konusudur. Genel olarak nakit girişleri, üretimle birlikte elde edilmeye başlandığı halde nakit çıkışlarının önemli bir kısmı, sigorta türüne bağlı olarak değişmekle birlikte, üretimi takip eden yıllara sarkmaktadır. Nakit girişleri ile nakit çıkışları arasındaki zamansal farkın en açık görüldüğü sigorta türü ise sorumluluk sigortaları olup ülkemiz ölçeğinde bu sigorta türü trafik sigortası olarak karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki, nakit girişleri (peşin veya 2-3 taksit olması nedeniyle) diğer branşlara göre daha hızlı olmaktadır. Buna karşın trafik sigortasında tazminat ödemeleri; maddi hasarlarda ihbarların genellikle kasko sigortacısı üzerinden gecikmeli gelmesi, bedeni tazminat taleplerinin ise çoğunlukla dava yoluyla gelmesi nedeniyle tasfiye süreçlerinin uzun yıllar alması sebebiyle nakit çıkışları uzun yıllara yayılmakta ve bu nedenle herhangi bir yıla ait üretimin gerçek sonuçları ancak yıllar sonra ortaya çıkmaktadır.

Aşağıda büyük şirketlerden birinin trafik sigortasında nakit giriş ve çıkışlarının zamana yayılımı grafik ile arz edilmektedir:

Buna göre 2010 yılında üretilen poliçelere ait primlerinin tahsilatı ilk yedi ayda tamamlandığı halde nakit çıkışlarının 107 ay sonra bile devam ettiği açık bir biçimde görülmektedir. Ancak örnek aldığım şirketin trafik tazminat taleplerini sektör ortalamasına göre daha hızlı ve mümkün mertebe davalık olmadan ödemesi dikkate alındığında, sektörün nakit çıkış eğrisi normalde daha sağa kayık olduğu, finansal sıkıntı çekenler de ise önemli ölçüde dava yoluyla ödeme söz konusu olduğu için izleyen yıllardaki tazminat ödemelerinin payı ilk yıldan çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.

Trafik sigortası zorunlu olması sebebiyle, diğer sigorta ürünleri ile karşılaştırıldığında, nispeten satışı daha kolay ve büyük müşteri kitlelerine kolaylıkla ulaşabilme özelliğine sahiptir. Trafik sigortası ile sunulan hizmetin standart olması, hizmetten yararlananların sigortalılar yerine, sigorta konusuna giren bir olay sonucunda zarar gören üçüncü şahıslar olması sebebiyle sunulan hizmetin kalitesi anlamında şirketler arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, şirket açısından sunulan hizmet açısından herhangi bir rekabetin, müşteri açısından ise herhangi bir şirkete diğerine nazaran daha fazla sadakat duyulmasının söz konusu olmadığı anlamına gelmektedir. Bu durumda tek rekabet unsuru sigorta ürününün fiyatı olan prim üzerinde toplanmaktadır. Böylece müşteriler nispeten daha düşük prim uygulayan şirketlere yönelmektedir.

Eski poliçelerden kaynaklı olarak ödenmesi gerekli tazminatları ödemede güçlüğe düşerek finansal olarak darboğaza giren şirketler, trafik sigortasının yüksek fiyat esnekliğini kullanarak, düşük fiyat uygulamasına geçmekte ve bu sayede kısa bir sürede ihtiyaç duydukları finansmana kavuşmaktadırlar. Bunun anlamı eski dönemlerde tanzim edilen poliçelerin hasarları yeni dönemde tanzim edilen poliçelerin primiyle ödenmesidir. Bu yöntem sayesinde şirketler, gerçek zararlarını uzun yıllar sorunsuz biçimde gizlemektedirler. Buna zayıf denetim sayesinde tazminat yükümlülüklerinin ödeme tarihine kadar gizlenmesi de eklendiğinde, şirketlerin kuruluşlarının ilk yıllarında veya finansal olarak darboğaza girildiği dönemlerde trafik sigortası sermayedarlar ve yöneticiler için can simidi olmaktadır.

Mali bünye zafiyeti vb. sebeplerle bütün branşlarda ruhsatları iptal edilen veya iflas eden sigorta şirketleri:

  • Universal Sigorta AŞ (İflas – 15.06.2001)
  • Emek Sigorta AŞ (İflas – 27.09.2001)
  • Akdeniz Sigorta AŞ (İflas – 12.12.2001)
  • EGS Sigorta AŞ (Ruhsat İptali – 15.08.2003)
  • GIC Dünya Sigorta AŞ (Ruhsat İptali – 15.08.2003)
  • Kapital Sigorta AŞ (İflas – 15.03.2004 )
  • Batı Sigorta AŞ (Ruhsat İptali – 06.06.2008) Yükümlülüklerinin Yaşar Dış Ticaret A.Ş. tarafından karşılanması kaydıyla şirketin birleşme yoluyla Yaşar Dış Ticaret A.Ş’ ye devri uygun bulunmuştur.
  • Hür Sigorta AŞ (Ruhsat İptali – 25.03.2015)
  • Ege Sigorta AŞ (Ruhsat İptali – 07.08.2015)

Güvence Hesabı, bankacılık piyasasında TMSF’nin üstlenmiş olduğu fonksiyona benzer bir görevi sigortacılık piyasasında üstlenmiş olan bir kurumdur. Bir görevi de mali bünye zafiyeti nedeni ile bütün branşlarda ruhsatı iptal edilmiş veya iflas etmiş sigorta şirketlerinin; müşterilerine karşı sigorta sözleşmelerinden doğan ve henüz karşılanmamış olan yükümlülükleri (Güvence Hesabı kapsamında bulunan zorunlu sigortalara ait maddi ve bedeni zararları) Güvence Hesabı tarafından karşılanmaktadır. Güvence Hesabının gelirleri, sigorta şirketlerinin her yıl tanzim ettikleri kapsam dahilindeki zorunlu sigortalara ait net primlerin %1’i oranındaki katılma payları ile sigorta yaptıranlardan safi primlerinin %2’si oranında tahsil edilen katılma payları ile sigorta şirketlerinin Yeşil Kart sigortaları için tahsil ettikleri toplam safi primlerin %0,5’i oranındaki katılma payları ve Yeşil Kart sigortası yaptıranların safi primlerinin %0,5’i oranında sigorta şirketine ödeyecekleri katılma paylarından oluşmaktadır.

Özetle, Dünya’da daha çok katastrofik risklerin gerçekleşmesi sonucu sigorta şirketi iflasları görülürken bizde ise zayıf sermayedar, yüksek üretim, kötü yönetim ve denetimsizlik sonucu sigorta şirketi iflasları görülmektedir.

Ege Sigorta AŞ Vakası

Bilindiği üzere Şirketin hissedarları konumunda olan Egebank AŞ ve Toprakbank AŞ, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından alınan karar uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmiştir. Akabinde TMSF, 09/12/2003 tarihinde Ege Sigorta AŞ ile Toprak Sigorta AŞ’nin, Toprak Sigorta AŞ bünyesinde birleşmesine karar vermiştir. TC Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’nın 15/01/2008 tarihli izni ile Toprak Sigorta AŞ’nin %95,06 oranındaki hissesinin, TMSF tarafından Euro Yatırım Menkul Değerler AŞ’ye satışı gerçekleştirilmiştir.

Şirketin unvanı, 30/04/2008 tarihinde Euro Sigorta AŞ olarak değiştirilmiştir. Euro Sigorta AŞ’nin yeni sermayedarının, yeterli sermaye gücü bulunmadığı için de mecburen ilk andan itibaren trafik sigortası alanında düşük fiyat politikasıyla hızlı bir büyüme modelini tercih etmiştir. Bu şekilde şirket sekiz yıl yönetilmiş, ama 2015 yılına gelindiğinde tüm branşlarda ruhsatları iptal edilerek şirket Güvence Hesabına aktarılmıştır.

Euro Sigorta AŞ’nin, Euro Yatırım Menkul Değerler AŞ tarafından satın alındıktan sonraki dönemde gerçekleşen toplam prim üretimi ile trafik priminin toplam içindeki payının ve prim artış hızının seyri yıllar itibarıyla aşağıda tablo halinde arz edilmektedir:

Buna göre, 2008 yılında 10 Milyon TL civarında bir üretime sahip şirket iken, 2009 yılında yüksek bir üretim artışıyla 60 Milyon TL, 2011 yılında ise daha çok trafik sigortası üretimi ile 100 Milyon TL, daha sonraki yıllarda sırasıyla 180 Milyon TL, 200 Milyon TL ve 250 Milyon TL üretim bandına yükselmiştir. Sermayesinin çok üzerinde bir üretime geçildiği 2009 yılından itibaren mevcut zararı izleyen yıllarda katlanarak artmıştır.

Euro Sigorta AŞ, düşük fiyat politikası ve yetersiz sermaye yapısı sebebiyle sigortalılarına karşı yükümlülüklerini yerine getiremediği bir dönemde şirket unvanı 25/02/2014 tarihinde bu defa Ege Sigorta AŞ olarak değiştirilmiştir.

Ege Sigorta AŞ’nin kamuya toplam zararının 1 Milyar TL’yi geçtiği uzmanlarca söylenmektedir. Ayrıca Güvence hesabının sadece bazı sorumluluk sigortaları karşıladığı düşünüldüğünde diğer branşlarda teminatları aşan tazminat talepleri olup olmadığını da bilmiyoruz.

Bu durumda, son 7,5 yılda trafik sigortasında 775 Milyon TL prim üretmiş Ege Sigortanın, vekalet ücretleri, gecikme faiz ve yargılama giderlerinin toplamı hesap dışı bırakılsa bile, sadece trafik sigortasında 1 Milyar TL civarında bir zarar elde ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum sigortacılık tarihinde görülmüş bir şey değildir. Şirketin düşük fiyat politikasına karşın acentelere verdiği yüksek komisyon nedeniyle çoğu resmi olmayan tali acentelerden oluşan büyük acente organizasyonları, hasar süreçlerinin şirket dışında bir hasar yönetim şirketine devredilmesi, hasar başta olmak üzere maliyet kontrolünde yaşanan zafiyetler, kredi kart provizyonlarının erken kullanılması dolayısıyla bankalara ödenen komisyonlar gibi çok sayıda unsurun bu zararın oluşmasına etkisinin olduğu tahmin edilmektedir. Sonuçta, SEDDK’nın mutlaka tüm süreci yeniden detaylı araştırması gerektiğini düşünüyorum.

Ege Sigorta AŞ’nin, satın alımında yaşanan olaylar dahil ciddi nakit sıkıntısına düştükten sonra düşük fiyat / yüksek üretim modeline geçmesine müsaade edilmesi, düşük fiyat yüksek üretim modeli uygulayan son Genel Müdürü olan kişinin hiç sorumlu görülmemesi, hatta ruhsat iptalini müteakip kendisinin Kamu tarafından “ödül” niteliğinde Yönetim Kurulu üyeliğine atanması başlı başına skandaldır.

O dönemlerde üst yönetime sadece ödenen tutarlar açıklandığı için gerçek zarar gizlenmiştir. Bu gün ise olay üzerinde 5-6 yıl geçtiği için sıcaklığını kaybetmiştir. Ama KAP’taki özel durum açıklamasında eski ana ortaklığın “bağlı ortaklığımız Ege Sigorta A.Ş.’nin sigortacılık faaliyetlerine yeniden başlayabilmesi için Güvence Hesabı’ndan tekrar geri almak üzere 24.11.2020 tarihinde Gizlilik Sözleşmesi imzalanmış ve görüşmelere başlanmıştır.” açıklaması ile tekrar gündem oluşturacak gibi.

Kooperatif Sigortacılık

Dünya’da sigortacılığın gelişmesinde kooperatif sigortacılığının önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Kooperatif sigortacılığının dünyadaki gelişimi yüzyıllara dayanmaktadır. Günümüzde, dünya sigorta prim üretiminin %15 civarında bir payı kooperatif sigortacılığından sağlanmaktadır. Ülkemizde ise son on iki yılda ikisi açık kooperatif şeklinde olmak üzere dört kooperatif sigortacılığı denemesi olmuştur. Açık kooperatif olarak kurulmalarındaki amacın, yüksek tutardaki asgari kuruluş sermayesi (2019 yılına kadar muaf idiler) ve kuruluştan sonraki iki yıl boyunca sermaye yeterliliği yükümlülüğünden kaçınmak olduğu daha sonra anlaşılmıştır. Nitekim, ilerleyen dönemlerde sermaye yapılarının zayıf olması sebebiyle ortaklar ve müşteriler için sıkıntılı bir süreç yaşanmış; bu sürecin ardından Kamunun talimatıyla Anonim Şirkete dönüşmüşlerdir. Diğer ikisi ise hala kapalı kooperatif olarak faaliyetine devam etmektedir. Sermaye yapılarının güçlü olmaması, geçmişte kooperatif sigortacılığının güzel bir örnek olmadığının ortaya çıkmış olması ve trafik sigortalarında faaliyet gösterecek sigorta kuruluşlarının güçlü sermaye yapısına ihtiyaç duymaları gerektiğinden dolayı her ikisine de Kamu tarafından isabetli bir kararla trafik sigortası ruhsatı verilmemiştir.

Mali Güce Göre Üretim

ABD’de denetim otoritesi olan NAIC (National Association of Insurance Commissioners), sermaye gücüne dayalı üretim limitleri getirmiştir.

Brüt Yazılan Prim / Özkaynaklar Oranı, reasürans işleminin etkisi göz ardı edilerek şirketin özkaynaklarına göre ne kadar risk (taahhüt) altına girdiğini gösterir. Bu oranın daha yüksek olması, sigorta şirketinin daha fazla risk üstlendiği anlamına gelir. NAIC’e göre bu oranın %900’e kadar olması normal kabul edilmektedir. Ancak, bu oranın sürekli zarar eden şirketler için çok daha düşük olması gerekmektedir.

Net Yazılan Prim / Özkaynaklar oranı, reasürörün etkisini de hesaba kattığı için ilk orana göre daha anlamlı sonuç verir. NAIC’e göre, bu oranın %300’e kadar olması normal kabul edilmektedir.

Ülkemizde trafik sigortası fiyatını düşürmek için 2017 yılı Nisan ayından itibaren geçerli olmak üzere tavan fiyat uygulamasına geçilmiştir. Ancak başta büyük şirketler olmak üzere ilk zamanlarda, özellikle basamaklı tarife sisteminde riskli basamaklarda üretim yapmakta direnmişlerdir. Bu gelişme üzerine Kamu otoritesi hasar frekansı yüksek basamak ve/veya araç grupları için 2017 yılı Temmuz ayında Riskli Sigortalılar Havuzu’nu devreye sokmuştur. Ayrıca ABD’de uygulanmakta olan Risk Bazlı Sermaye Yeterliliği uygulamasından esinlenilerek mevzuatımıza dahil edilen ve şirketlerin sermaye yeterliliklerinin ölçülmesinde hesaba katılan Aşırı Prim Artış Riski 11.07.2017 tarihinde yapılan mevzuat değişikliği ile sermaye yeterliliğinin hesaplamasının dışında bırakılmıştır.

Bütün bu gelişmeler sonrasında, küçük şirketler ve piyasaya yeni giren şirketler, ortalama piyasa priminin altında fiyatlarla, rekabetin zayıflamasını da fırsat bilerek üretimlerini artırırken büyük şirketler pazar paylarını düşürmeye başlamıştır.

Ülkemiz sigorta sektörünün finansal durumuna ilişkin olarak tarafımca 2019 yılında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na sunulmuş olan raporda da dikkat çekildiği üzere, 13.05.2020 tarihinde yayınlanan “2020/8 sayılı Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Prim/Özsermaye Katsayısı Uygulamasına ve Azami Prim Artış Oranlarına İlişkin Genelge” ile sermaye gücüne dayalı büyüme modeline geçiş sağlanmıştır. Buna göre sigorta şirketleri trafik sigortasında üretecekleri yıllık prim tutarı ilgili yılsonu öz sermayelerinin beş katını aşamayacaktır. Ancak dağıtılmayan kârlar (dönem net kârı ve geçmiş yıl kârları) ve varlık değerleme farkları hariç öz kaynakların (ödenmiş sermaye ve yedekler) toplamı esas alınarak bir limit getirilmesi daha sağlıklı olacaktır.

2020 yılı üçüncü çeyrek sonuna ilişkin olarak sigorta sektöründe yer alan aktörlerin ödenmiş sermaye tutarları ile trafik sigortası pazar payları arasındaki gelişimi aşağıda grafik olarak arz edilmiştir.

Buna göre, ödenmiş sermayesi 500 milyon TL üzerinde olan şirketlerin pazar payı %46 düzeyinden %17,2 düzeyine, 250 milyon TL – 500 milyon TL arasında olanların ise pazar payı %37 düzeyinden %26,3 düzeyine gerilemiş, buna karşın 250 milyon TL altında olanların pazar payı %4’lerden %56’lara kadar yükselmiştir. Bu çalışma özkaynaklara göre yapıldığında farklı rakamlar çıkmakla birlikte eğilimler aynı kalmaktadır.

Sonuç itibariyle, trafik sigortasında köklü sistem değişikliği ile birlikte üretime göre sermaye modelinin terk edilmesi ile şirketlerin pazar payları da değişmiştir. Bunun başka bir anlamı, Kamu otoritesi bu branşı yönetirken, istenildiği zaman sermaye koyamayacak küçük sermayedarlarla daha fazla uğraşmak zorunda kalacaktır.

Bu yazımda, daha sağlıklı bir sistemin ilk adımı olan ruhsat verme konusunu işleyeceğim. Bu kapsamda bu güne kadar ülkemizde sigorta şirketi kuruluşlarında yeterince yapılmayan mali güç ve mali itibar denetimi konusunda bir denetim modeli önerisi sunuyorum.

2) Ruhsat Denetimi

Türkiye’de sigortacılık alanında faaliyet gösterecek olan anonim şirket veya kooperatif şeklinde kurulması öngörülen tüzel kişilerin kuruluşu ve teşkilatı ile faaliyet gösterecekleri sigorta branşlarına ilişkin ruhsat taleplerine ilişkin esas ve usuller 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile 24/08/2007 tarih ve 26623 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelikle düzenlenmiştir.

Bu düzenlemelere göre ruhsat talebine ilişkin denetimin üç aşamalı yapılması gerekmektedir.

Birinci aşamada, başvuru dosyasına konulan iş planının gerçekçi olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

İkinci aşamada, kabul edilen veya Kamu otoritesince revize ettirilmiş iş planına göre belirlenen üretim ve kârlılık hedefleri dikkate alınarak söz konusu Kanun’un üçüncü maddesine göre kurucuların bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği mali güç ve mali itibara sahip olup olmadıklarının tespit edilmesi gerekmektedir.

Üçüncü aşamada ise, yönetim kurulu ve üst düzey yöneticilerin mevzuata uygunluğuna, bilgi teknolojileri ve sistemsel alt yapısının yeterliliğine, organizasyon ve yönetim yapılanmasının planlanan faaliyetlerin hacmi ve karmaşıklığı ile uygunluğuna, personel yapısına, iç sistemlerin oluşturulup oluşturulmadığına ilişkin yerinde denetim yapılması gerekmektedir.

Sonuçta bütün inceleme ve denetimler bittikten sonra Sigortacılık Kanunu’nun “Ruhsat talebinin değerlendirilmesi” başlıklı 6’ncı maddesi;

(1) Ruhsat talebi;

a) Sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin kurucuları ile yönetici ve denetçilerinin bu Kanunda öngörülen şartları taşımaması,

b) İş planına ve ibraz edilen belgelere göre sigorta sözleşmesine taraf olanların hak ve menfaatlerinin yeterince korunamayacağının anlaşılması veya yükümlülüklerin sürekli ve yeterli olarak yerine getirilebilecek şekilde oluşturulmaması,

c) Başvurunun yeterli beyan ve bilgileri içermemesi veya bu Kanunda öngörülen şartları taşımadığının anlaşılması,

ç) Sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin, gerekli teknik donanım ya da yeterli sayıda nitelikli personele sahip olmadığının veya ruhsat talep edilen alanda sigortacılık yapma yeterliliğinin bulunmadığının yapılan denetimle tespit edilmesi,

hallerinden en az birinin gerçekleşmesi durumunda reddedilir.

hükmüne göre uygun olmayan başvuruların SEDDK tarafından reddedilmesi gerekmektedir.

2.1. Birinci Aşama: İş Planının İncelenmesi

Bu bölümde söz konusu yönetmeliğin ikinci bölümünde yer alan “Kuruluş” başlıklı beşinci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki iş planının kapsadığı süre boyunca ortaya çıkması muhtemel zararları finanse edebilme kapasitesi şartı nedeniyle kuruculara yönelik mali güç denetimi yapılabilmesi için öncelikle iş planında yer alan finansal tutarların mevcut piyasa koşullarına ve sigortacılık esaslarına göre gerçekçi ve aktüeryal tahminlere dayalı hazırlanıp hazırlanmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Yönetmeliğin 12’nci maddesine göre hazırlanacak iş planında, şirketin kuruluş amacı ile faaliyetlerin gerektirdiği idari ve organizasyon yapısının oluşturulması için gerekli tahmini maliyet ve bu maliyetin finansman kaynakları, en az ilk üç yıldaki faaliyetlerine ilişkin hedeflenen pazar payı, faaliyet göstermek istedikleri her bir branş için hedeflenen prim üretimi ve teknik karlılığa ilişkin iyimser ve kötümser tahminler, tahmini bilanço ve yükümlülükleri karşılayacak finansal kaynaklar ve sermaye yeterliliği ile ilgili tahminlerini ve yükümlülüklerini sürekli olarak yerine getirebileceğini ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir.

2.1.1. Üretim Politikaları

Yeni kurulan sigorta şirketleri mevcut piyasada pay alabilmek için hem düşük fiyat politikaları uygulamak zorundadırlar hem de üretim kanalları oluşturabilmek için acente kuruluş masrafları ve ek maliyetlere (yüksek komisyon vermek, acente transfer paraları vermek gibi) katlanmak durumundadırlar. Ayrıca, başta doğru fiyatlama yapılması için müşteri yapısı ve davranışları konusunda şirket içi veri olmaması ve uygun fiyatta ve türde iyi reasürörler bulunması da yeni kurulan şirketler için çok önemli kısıtlardır. Bu nedenle, sektörde rekabet ortamında kar elde etmeyi sağlayacak bir fiyat yapısına kavuşabilmesi için normalde bir sigorta şirketinin en az beş yıla ihtiyacı bulunmaktadır. Bunun anlamı, bu dönem boyunca sermayedarın şirkete sermaye desteği sağlaması gerekmektedir.

İş planında kullanılacak dağıtım kanalları ve bunlarla ilgili ayrıntıların, başka bir deyişle üretim kanallarının nasıl temin edileceğinin yazılması gerekmektedir. Zira yeni kurulan şirketlerin mevcut acente ve brokerlarla hemen çalışması çok zordur. Daha çok piyasada sorunlu aracılar ve küçük aracılarla çalışma şansı bulabilirler. Bir diğer seçenek ise yeni acente tesis edilmesidir. Bunun da hem maliyetli olması hem de başarı şansının çok yüksek olmaması nedeniyle çeşitli zorlukları olacaktır. Yeni şirketin piyasada bilinirliğinin düşük olması da aracı temininde bir dezavantajdır. Bu durumda, geriye tek seçenek olarak başka şirketlerin aracılarının transfer parası ile ve/veya yüksek komisyon vaat edilerek transfer edilmesi kalmaktadır.

Şirket kuruluş dosyalarına sunulan iş planlarındaki üretim hedefleri ve kârlılık tahminlerinin yukarıda açıklanan durumları da dikkate alarak rasyonel hazırlanması ve tahminlerin yeni kurulan şirket tecrübelerine ve aktüeryal temellere dayalı olması gerekmektedir. Ruhsat alındıktan sonra da iş planına önemli ölçüde uyulması gerekmektedir. Ancak şimdiye kadar Kamu otoritesinin söz konusu planların aktüeryal temelli inceleme ve denetimlerini iyi yapmadığı bilinmektedir. Nitekim şimdiye kadar ruhsat başvuruları için sunulan iş planlarının gerçekleşmelere göre aslında aktüeryal temele dayalı olmayan ve ruhsat sonrası terk edilen planlar olduklarına da şahit olmaktayız.

Başka bir deyişle, ruhsat alındıktan sonra iş planında belirtilen hedeflerden önemli ölçüde sapmalar yapıldığı halde kamu otoritesi tarafından iyi takip edilmediğini, bariz aşılmalara bile uyarı yapılmadığını söyleyebiliriz.

Oysa, iş planına uyulmaması halinde, Sigortacılık Kanunu’nun “Ruhsat iptali” başlıklı 7’nci maddesinin (d) bendinde, iş planında belirtilen hedeflerden, kamu otoritesinin bilgisi dahilinde yapılan değişiklik dışında makul nedenler olmaksızın aşırı derecede uzaklaşılmış olması ruhsat iptal gerekçesi sayılmıştır.

Bu bölümde ferdi ve kurumsal müşterilere göre ferdi, paket ve grup ürünler oluşturulması, riske uygun fiyatlama politikaları, risk değişkenliklerine ve rekabete uygun portföy yapısı oluşturulması çalışmalarının da denetlenmesi gerekmektedir.

2.1.2. Reasürans Politikaları

Söz konusu yönetmeliğe göre iş planında reasürans politikasının temel ilkelerinin ortaya konulması gerekmektedir.

Sigorta şirketlerinin ruhsat almadan reasürans anlaşmaları yapmaları oldukça zordur. Lakin Şirketin hedeflediği üretim yapısıyla uygun reasürans politikası-reasürans programı-sunması gerekmektedir. Ayrıca taslak reasürans anlaşmalarının, lider reasürans şirketinden alınan iyiniyet mektubunun vs. olması da istenebilir. Sonuçta, sigorta türlerine en uygun reasürans anlaşmasının yapılması, özellikle depreme karşı olmak üzere yeteri kadar reasürans koruması sağlanması, iyi reasürörlerle çalışılması, reasürans anlaşmalarının en uygun reasürans fiyatıyla yapılması ve iyi reasürans brokerlarla çalışılması başlıklarında hazırlıkların incelenmesi gerekir.

2.1.3. Hasar Politikaları

Şirketin hasarları yönetmesi için yeterli sayıda ve nitelikte personele ihtiyacı bulunmaktadır. Bunun için sigorta hukukunda çalışmış tecrübeli hukukçular ve hasar elemanlarının bulunması gerekir. Dışarıdan alınacak çağrı merkezi hizmetleri, hasar yönetim hizmetleri, asistans hizmetleri, avukatlık hizmetleri ve anlaşmalı servis hizmetleri gibi hizmetlerin teminiyle ilgili çalışmaların yapılmış olması gerekmektedir.

2.2. İkinci Aşama: Finansal Denetim

İş planının aktüeryal temelli ve gerçekçi olduğuna karar verildikten sonra kurucuların mevcut mali gücünün iş planında tahmin edilen muhtemel zararları karşılayacak düzeyde olup olmadığının tespiti bu aşamada yapılması gerekmektedir.

2.2.1. Başlangıç Sermayesinin Denetimi

Sigortacılık Kanununa göre bir şirket kurulduktan sonra sigorta ruhsatı için Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (SEDDK) başvurduğunda asgari sermaye tutarı ile birlikte çalışmak istediği sigorta branşı bazında sermaye koyması mecburiyeti bulunmaktadır.

SEDDK’nın ilk düzenlemesi olan 09/10/2020 tarih ve 2020/9 sayılı Sigorta Branşları İçin Öngörülen Sermaye Tutarlarına İlişkin Genelgede Değişiklik Yapılmasına İlişkin Genelge’de Kanunun 5’inci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen sermaye tutarı 25 milyon TL’ye yükseltilmiş, ayrıca hayat dışı, hayat ve reasürans sermaye grubunda sigorta branşları için öngörülen sermaye tutarlarını aşağıdaki tabloda gibi güncellenmiştir.

Genelge ile yeni ruhsat talebinde bulunan sigorta şirketlerinin, sigorta kooperatiflerinin (kapalı mütüeller hariç) ve reasürans şirketlerinin ödenmiş sermayeleri 25 milyon TL’den az olamaz. Ayrıca 25 milyon TL’ye ilave olarak bu şirketler ruhsat talep ettikleri her bir sigorta branşı veya bu branşlar altında verilen teminatlar için ayrı ayrı minimum sermaye koymak zorundadır. Buna göre, hayat dışında toplam 18 branşta da hizmet vermek isteyecek bir şirketin toplam sermaye gereksinimi 120 milyon TL’den, hayat branşında dört branşta da hizmet vermek isteyen şirketin 147 milyon TL’den ve reasürans grubunda ise 85 milyon TL’den az olamayacaktır.

SEDDK’nın bu Genelgesi ile sermaye tutarlarını yükseltmesini çok olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak sağlık/hastalık branşı (yaşlanma riski ve salgın riski nedeniyle) ve ticari-sinai risklere ilişkin branşlarda (katastrofik riskler nedeniyle) daha yüksek sermaye tutarı istenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Burada ruhsat başvurularında yaşanan trajikomik bir durumdan bahsedeceğim. Geçmişte bazı sigorta şirketi kurucuları başlangıç sermayesi için banka kredisi çekmiş, akabinde de başlangıç sermayesinin şirket banka hesabına konulduğunu gösteren banka dekontu ile Kamu otoritesine ruhsat başvurusu yapmıştır. Bu şekilde şirket banka hesabına yatıran sermaye parası, dekont alındıktan hemen sonra kredi kapatmak için tekrar kredi veren bankaya havale edilmektedir. Başka bir deyişle, ruhsat için Kamu otoritesine gelindiğinde bu şirketin başlangıç sermayesi bile bulunmamaktadır. Kamu otoritesinin yapmış olduğu denetimler ise daha çok evrak üzerinde olduğu için banka dekontuna göre sermaye konulduğuna kanaat getirilerek ruhsat verilmektedir. Oysa banka hesabının denetim tarihine kadar ekstresi istense bu durum ortaya çıkacaktır. Bu şekilde şimdiye kadar benim bildiğim 3 şirket (ilk yapan 1996 yılında fetönün şirketi Işık Sigorta AŞ’dir) ruhsat başvurusunda bulunmuştur.

Bloke Edilen Teminat

07/08/2007 tarih ve 26606 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan Sigorta ve Reasürans ile Emeklilik Şirketlerinin Mali Bünyelerine İlişkin Yönetmeliğin “Teminat Tesis Edilmesi” başlıklı 4’üncü maddesinde, “… (5) Yeni kurulan sigorta şirketleri, ilk sermaye yeterliliği hesaplama dönemine kadar ödenmiş sermayelerinin %33’ü tutarında teminat tesis eder…” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla yeni kurulan şirketlerin ödenmiş sermayelerinin %33’ünü belirlenen bir bankada SEDDK adına bloke etmesi gerekmektedir.

2.2.2. Mevcut Mali Gücü

Kanunun üçüncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, kurucuların bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği malî güce sahip olması gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Burada bahsedilen “mali güç”ten ne anlaşılması gerektiği de, söz konusu yönetmeliğin ikinci bölümünde yer alan “Kuruluş” başlıklı beşinci maddesinin;

(1) Kanunun 3’üncü maddesinde yer alan hükümler saklı kalmak kaydıyla, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (13/01/2011 tarih ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu) hükümlerine göre anonim veya 1163 sayılı Kooperatifler Kanunundaki hükümlere göre mütüel sigortacılık yapmak üzere kooperatif şeklinde kurulan şirketler, sigortacılık işlemleri ve bunlarla doğrudan bağlantısı bulunan işler dışında başka işlerle iştigal edemez.

(2) Kanunun 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, şirket kurucusu olmanın gerektirdiği mali güç ve itibar, ilgilinin;

a) Reel, finansal ve taşınmaz varlıklarına,

b) Borçlarına ve yükümlülüklerine,

c) İş planının kapsadığı süre boyunca ortaya çıkması muhtemel zararları finanse edebilme kapasitesine,

ç) Vergi borcu bulunup bulunmadığına,

d) Sosyal güvenlik prim borcu bulunup bulunmadığına,

e) Son beş yıl içinde kullandığı krediler ve finansman kaynakları dolayısıyla icra takibine uğrayıp uğramadığına,

f) Mali güç ve itibarı tespit etmeye yönelik Müsteşarlıkça uygun görülecek diğer hususlara,

göre değerlendirilir.

(3) Tüzel kişi kurucunun bir holding bünyesinde faaliyet göstermesi hâlinde, holdingin finansal durumunun sigortacılık faaliyetlerini idame ettirmeye yeterli olup olmadığı ikinci fıkranın (a) ila (c) ve (f) bentlerinde yer alan hususlara göre değerlendirilir.

(4) Türkiye’de faaliyet gösterecek yabancı sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin şubeleri hakkında birinci ve üçüncü fıkra hükümleri; bunların hâkim ortaklarının sigortacılık faaliyetlerini idame ettirmeye yeterli mali gücünün olup olmadığının tespitinde de ikinci fıkranın (a) ila (c) ve (f) bentleri uygulanır. şeklindeki hükmü ile ortaya konulmuştur.

Buna göre, şirket ortaklarının sadece kuruluş sermayesi koyabilecek bir mali gücü yeterli kabul edilmemiş ayrıca SEDDK’ya sunulan iş planı süre boyunca ortaya çıkması muhtemel zararları finanse edebilme kapasitesine sahip olması öngörülmüştür.

Reel, Finansal ve Taşınmaz Varlıkları

Öncelikle kurucuların mali gücünün tespitini sağlayacak bütün mal varlıklarının dökümünün kuruluş dosyasında olması temin edilmelidir. Akabinde de kurucuların ortak olduğu şirketlerin en az son üç yıllık finansal tablolarının detaylı incelenmesi ve denetlenmesi, gerekirse kamunun belirleyeceği bağımsız denetim şirketlerine denetlettirilmesi gerekmektedir. Ayrıca gayrimenkul gibi varlıklarının gerçeğe uygun değerlerinin tespiti için ekspertiz raporları alınması dahil her türlü çalışmanın yaptırılması gerekmektedir. Bunun dışında varlıklar üzerinde olabilecek bütün kısıtlamaların (ipotek, haciz vs) varlığı araştırılmalıdır.

Borçları ve Yükümlülükleri

Söz konusu Yönetmeliğin beşinci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendine göre şirketin ortağının sahip olduğu doğrudan veya dolaylı borçlar ve yükümlülüklerinin ölçülmeye çalışılması gerekmektedir.

Burada ölçülecek şey, kurucuların asgari olarak iş planında belirtilen zararları karşılayacak kadar sigorta şirketine sermaye koyma kapasitelerinin olup olmadığıdır. Başka bir deyişle diğer faaliyetleri için gerekli net varlığın dışında fazladan olan kullanılabilir net varlığının ne kadar olduğunun ölçülmesi gerekmektedir.

Bugüne kadar Kamu otoritesine yapılan sigorta şirketi kuruluşlarında ise, sermayedarların mali gücüne ilişkin incelemeler daha çok kuruluş dosyalarında bulunan evraklar ve bazen de istenen ilave belgelere dayalı olarak yapılmıştır. Ancak sunulan belgelerin bir kurucunun gerçek finansal durumunu ortaya koymaya yetecek düzeyde olmadıkları bilinmektedir. Bunun için ortağın sahip olduğu finansal üzerinde daha detaylı ve gerekirse yerinde denetimlerin yapılması gerekirdi.

2.2.3. Mali İtibar Denetimi

Yukarıda bahsedilen mevzuatta ortaklarda aranan şartlardan biri olan mali itibara sahip olmanın konusu, kapsamı ve denetim şekline ilişkin çok net bir düzenleme yapılmamıştır. Bununla birlikte, Bankacılık uygulamaları ve gelişmiş ekonomilerdeki uygulamalara bakıldığında, kurucuların mevcut malvarlıklarını yasal ve vergilendirilmiş kazançlarla elde etmiş olması, başka bir deyişle mali suçlara bulaşmamış olması, çalıştığı sektörlerde ve çevrelerde mali itibarının (borçlarını zamanında ödeyen vs) yüksek olması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu yönetmeliğin beşinci maddesinin ikinci fıkrasının (c), (d) ve (e) bentlerinde yer alan vergi borcu bulunup bulunmadığı ve sosyal güvenlik prim borcu bulunup bulunmadığı ve son beş yıl içinde kullandığı krediler ve finansman kaynakları dolayısıyla icra takibine uğrayıp uğramadığı gibi kriterleri de ekleyebiliriz. Bu kapsamda kurucunun mevcut finansal kaynaklarını yasal yollarla kazanıp kazanmadığının tespiti için gerekirse bazı ülkelerde olduğu gibi 20-40 yıl geriye gidilebilmelidir.

Son yıllarda piyasa bilinirliği çok düşük sermaye gruplarının sigorta ruhsatı için Kamu Otoritesine başvurduklarını biliyoruz. Ancak maalesef bunların çoğuna mali itibar denetimi yapılmadan bu güne kadar ruhsat verildiğine de şahit olmaktayız.

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, SBK Holding ve holdinge bağlı biri sigorta şirketi olmak üzere 6 şirketin hesaplarında yaptığı incelemelerde, 132 milyon dolar kara para aklandığını belirlemiş ve soruşturma açmıştır. Söz konusu Holding’in birkaç yıl önce bir sigorta şirketi almak için Kamu otoritesine başvurduğunda, İngiltere’de karapara aklama dolayısıyla kara listede olduğu gibi birçok şaibeli haber geldiği halde sigorta şirketi satın alınmasına müsaade edilmiştir.

Özetle, geçmişte yapılan hataların yapılmaması, bunun için imkan varsa MASAK’tan denetim istenmesi dahil bir çok denetim ve prosedür sonunda ruhsat verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

2.3. Üçüncü Aşama: Organizasyon ve Teknik Donanım Denetimi

İlk iki aşama denetimi geçenler için bu aşamada finansal durum dışında kalan hususların denetiminin yapılması ve varsa eksiklerinin tamamlattırılması gerekmektedir.

Yönetim Kurulu

Yönetim kurulu üyelerinin müflis olmadıkları, konkordato ilan etmedikleri, T.C. Adalet Bakanlığı’ndan temin edilmiş adli sicil kayıtlarının temiz olduğu, vergi ve sosyal güvenlik prim borçlarının olmadığı, tasfiyeye tabi tutulmuş finansal kuruluşlarda ve Kanunun 20’nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri uygulanan şirketlerde imtiyazlı pay haklarının olmadığına ilişkin taahhütnameyi vermeleri, yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş olması ve Kanunda belirtilen alanlarda üç yıl deneyim şartını sağlamaları şartı aranmıştır.

Organizasyon Yapısı ve Personel

Kuruluş dosyasına sunulan organizasyon şemasında Yönetim Kurulu, İç Denetim Başkanı, Genel Müdür ve biri sigortacılıktan sorumlu yeterli sayıda Genel Müdür Yardımcısı, aktüer, iç kontrol ve risk denetim personeli, hukukçu, bilgi işlem, muhasebe, teknik, fonlama, pazarlama ve satış gibi bütün fonksiyonlara ilişkin nitelikli ve yeterli sayıda personel istihdam etmesi gerekmektedir. Şirket SGK kayıtlarıyla uyumlu personel listesinin ve öz geçmişlerinin denetim tarihi itibariyle hazır olması gerekmektedir. Kritik görevde olanların (Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcıları, satın alma müdürü ve hasar müdürü gibi) araştırılması gerekmektedir.

Bina, Tefrişat ve Donanım

Şirket merkezi olarak kullanılacak ofisin, şirketin hedeflediği ölçüde personel istihdamını karşılayabilecek büyüklükte olması, yine sigortacılık ile şirket yönetimi faaliyetlerinin yürütülmesine uygun özelliklere sahip olması ve normal çalışma ortamı sağlayacak gerekli mobilya vs ihtiva etmesi gerekmektedir.

Bilgi İşlem Sistemi

Şirketin yeteri kadar bilgi işlem altyapısı donanımına ve işlemlerini sağlıklı yapabilecek muhasebe, üretim, hasar gibi fonksiyonları için bilgi işlem yazılım programı satın alınması veya kiralanması yapılmış olmalıdır. Bilgi işlem işlerini yürütecek nitelikte yeterli personelin de istihdam edilmesi önemlidir. Ayrıca donanım alımının gerçekleşmediği ve olağanüstü durumlar için oluşturulacak yedekleme işleminin deprem riski vs az olan ve uygun lokasyonlu başka bir şehirde veri saklama merkezinin oluşturulması da gerekmektedir.

İç Sistemler

İç Sistemler Yönetmeliğinin “İç Sistemlerin Kurulması” başlıklı 4’üncü maddesine göre iç denetim, iç kontrol ve risk yönetiminin oluşturulması, bu kapsamda gerekli görevlendirmelerin ve yönetmeliklerin hazır olması gerekmektedir.

Dışarıdan Sağlanacak Hizmet Alımları

Şirketin faaliyetlerine ilişkin bazı fonksiyonlarını Şirket bünyesinde gerçekleştirmek yerine dışarıdan hizmet alımı yoluyla sağlayacağından, dışarıdan sağlanan bazı hizmetlere ilişkin gerekli anlaşmaların yapılmış veya imzaya hazır olması gerekmektedir.

3) Sonuç

Son 10 yılda piyasa bilinirliği düşük küçük sermayedarların sigorta ruhsatı için Kamu otoritesine başvurduklarını görmekteyiz. Burada temel görüşüm, yukarıda anlatıldığı şekilde bir sigorta şirketinin en az ilk beş yıl faaliyetlerini finanse edebilecek güce sahip olmak kaydıyla, ayrıca mevcut sermaye gücüne göre üretim yapılması ve sıkı sermaye yeterliliği denetim olması şartıyla herkesin bu sisteme girebilmesidir, ancak karşı olduğum şey, mevcut sermaye gücünün çok üstünde Milyarlarca lira prim üretimi yapılmasıdır.

Diğer taraftan, birleşmeler dışında son yıllarda sektörden çıkan şirketlerin sayısı artmaktadır. Liberty Sigorta AŞ, AIG Sigorta AŞ, Ergo Sigorta AŞ ve Aviva Sigorta grubu son yıllarda sistemden çıkan Dünyaca ünlü büyük sermayedar şirketleridir.

Ülkemizde sigortacılıkta mevcut rekabet ortamını geliştirmek, tekrar yurtdışı ve yurt içi büyük sermayedarların ilgisini çekebilmek için uluslararası standartlara dayalı sağlam ve sıklıkla değişmeyen mevzuat alt yapısının ve caydırıcılığı yüksek bir denetim anlayışının oluşturulmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Bu kapsamda hem serbest piyasa şartlarını bozdukları için hem de sigortacılığın halk nezdinde itibarını düşürdükleri için yanlış oyuncuların sisteme girmemesinin engellenmesinin elzem olduğu düşünülmektedir.

Sonuçta;

  • Şirket kurucularının iş planının kapsadığı süre boyunca (kanaatimce en az beş yıl olması) ortaya çıkması muhtemel zararları finanse edebilme kapasitesine sahip olması ve mali itibarları yüksek olması,
  • İş planlarının aktüeryal temelli olması ve uygulamasının sıkı şekilde izlenmesi,
  • Solvency 2 uygulamasına geçene kadar, trafik sigortasında brüt primli olan mevcut sistem yerine ödenmiş sermayesinin ve yedeklerinin toplamının %300’üne kadar net prim üretimine müsaade edilmesi, bu noktadan sonrasında da Sermaye Yeterliliklerinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik’te prim artış riski düzenlemesinin yeniden getirilerek prim artışına göre 3-6 ay içinde sermaye konulmasına geçilmesi,
  • Dünyada mali gücüne göre ruhsatlama ve takip olduğu düşünülürse, özellikle düşük sermayeli şirketler için trafik branşında ruhsatının şirketin rüşdünü ispat edene kadar veya en az 5 yıl sonra verilmesi uygulamasına geçilmesi,
  • Tekafül ve kooperatif sigortacılığının geliştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması,
  • Broker kuruluş denetimlerin de aynı perspektifle yapılması

uygun olacaktır.

Doç. Dr. Metin SARIASLAN

5 thoughts on “Sigortacılıkta Sisteme Giriş ve Ege Sigorta Vakası”

  1. Zafer Şenler

    Metin Bey, aydınlatıcı yazınız için tebrik ve teşekkürlerimi sunarım. Tespit ve önerilerinize aynen katılıyorum.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir