Trafik Sigortalarında Dolaylı Zararlar

Güncelleme: 20/05/2021

Sigortacılık mevzuatı düzenlenirken genel çerçeve ve sigortacılık icaplarına uygun bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir. Ancak Karayolları Trafik Kanunu’nda değişiklikler öngören son Kanun Teklifinde kazanç kaybı gibi bazı dolaylı zararların trafik sigortası kapsamı dışına alınmasının öngörülmesiyle birlikte bu yaklaşımdan uzaklaşıldığını düşünüyorum.

Bir önceki yazımda, bu Teklif’e ilişkin kısa görüşlerimi sizlerle paylaşmıştım. Şimdi ise o yazımda kısaca değindiğim trafik sigortalarında dolaylı zararlar konusunu ele alacağım.

Dolaylı Zarar Kavramı

Sorumluluk sigortalarında doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarını ile bedeni zarar, mal zararı ve malvarlığı zararı kavramları bulunmaktadır.

“Doktrinde sorumluluk sigortasında zarar kavramı genel olarak cismani zarar, mal zararı ve nihayet malvarlığı zararı altında üç ana başlık altında incelenmektedir (Bknz. R.Kender, Mesuliyet Sigortaları Semineri III. s.12 vd ). Sigorta ettirenin eylemi sonucu oluşan riziko ile üçüncü kişinin malvarlığı içerisinde belli bir eşyada hasar meydana gelmişse mal zararından söz edilir. (Işıl ULAŞ – Uygulamalı Sigorta Hukuku – 8. Bası – 2012 – s.777 )”

Buna göre, trafik sigortası kapsamında ödenen tazminatların cismani, mal ve malvarlığı zarar ile doğrudan ve dolaylı zarar kategorileri belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda trafik kazası sonucu ölüm olması halinde doğrudan zarar ölenin kendi hayatı iken, dolaylı zarar ise ölenin (destekçinin) ekonomik desteğinden yoksun kalanların (üçüncü kişiler) uğrayacağı ekonomik kayıplarıdır. Aynı şekilde, bir ticari taksinin hasarlanması sonucu ortaya çıkan doğrudan zararlar, TTK’ nın sigorta sözleşmesi tanımında yer alan ekonomik menfaat kavramı gereği onarım bedeli ve değer kaybı zararı iken, dolaylı zarar, hasar gören aracın tamir ve onarım süresi elde etmekten mahrum kalacağı ticari kazancıdır.

Sonuç itibarıyla, bir ticari aracın tamir ve onarım süresince mahrum kalınan ticari kazanç kaybı ile ölenin desteğinden mahrum kalınan kayıp arasında mahrum kalınan süre dışında bir fark bulunmamaktadır. Ticari kazanç kaybı onarım süresinde söz konusu olacakken, destekten yoksun kalmaktan kaynaklı kayıp ömür boyu devam edecektir.

Borçlar Kanunu’na Göre Dolaylı Zararlar

Borçlar Kanunu’ nun haksız fiil ile ilgili 49. maddesinde aşağıdaki hüküm yer almaktadır.

“MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

Bu maddeye göre doğrudan ve dolaylı zarar ayrımına gidilmeksizin zarar verenin, zarar görenin zararını gidermek zorunda olduğu öngörülmüştür. Nitekim bu Kanunun “özel durumlar” başlıklı 54’üncü maddesinde bedensel zararlara ilişkin kapsamdaki zararlar sayılırken “kazanç kaybı” da sayılmıştır. Dolayısıyla haksız fiil kapsamında ödenecek zararlar kavramı içinde kazanç kaybının da olduğu anlaşılmaktadır.

TTK’ya Göre Sigorta Kapsamı ve Dolaylı Zararlar

Sözleşme hukukunun temel kanunu olan Türk Ticaret Kanunu’ nda sigorta sözleşmesinin tanımı aşağıdaki şekilde yapılmıştır.

“MADDE 1401- (1) Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.”

Söz konusu maddeyi irdelediğimizde sigorta sözleşmesi;

sigortacının

  • bir prim karşılığında (1),
  • kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini (2)
  • zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi halinde (3)
  • bunu tazmin etmeyi … yükümlendiği sözleşmedir (4).

Buna göre sigorta sözleşmesinin var olabilmesi için bir prim karşılığında olmak üzere; kişinin para ile ölçülebilir menfaatinin olması, bu menfaatini zarar uğratan tehlikenin, rizikonun var olması ve söz konusu menfaati zarar uğratan bir tehlikenin, rizikonun gerçekleşmesi ve bunun tazmin edilmesinin yükümlenmesi gerekmektedir.

Bu Kanunda sigorta türü olarak Zarar Sigortaları ve Can Sigortaları ana başlığı ile, Zarar Sigortaları ise Mal Sigortaları (1453 ila 1472 arası maddeler) ve Sorumluluk Sigortaları (1473 ila 1486 arası maddeler) adıyla iki alt başlıkla düzenlenmiştir.

Zarar sigortalarından mal sigortalarının kapsam maddesi aşağıda verilmiştir.

“MADDE 1453- (1) Rizikonun gerçekleşmemesinde menfaati bulunanlar, bu menfaatlerini mal sigortası ile teminat altına alabilirler.

(2) Rizikonun gerçekleşmesi sonucu doğan kazanç kaybı ile sigorta edilen malın ayıbından doğan hasarlar, aksine sözleşme yoksa, sigorta kapsamında değildir. Mal bağlamında kazancın, makul sınırı aşan kısmı sigorta edilemez.”

Söz konusu maddenin gerekçesi ise şöyledir;

Madde 1453 – Maddede öncelikle sigortanın konusunun para ile ölçülebilen menfaat olduğu belirtilmek suretiyle “menfaati olan kimselerin” sigorta yaptırabileceği hususu da kendiliğinden düzenlenmiştir. Ayrıca, mal topluluğu sigortalarına ilişkin düzenlemelere de maddede yer verilmiş, grup sigortalarında olduğu gibi mal topluluğundaki meydana gelen değişikliklerde de sözleşmenin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Kar sigortası ile kar sigortasının sınırına ilişkin mevcut düzenleme ise bu Tasarıda da korunmuştur.”

Söz konusu maddeye göre kazanç kaybı gibi dolaylı zararların normalde sigorta sözleşmesi kapsamında olmadığı, ancak tarafların isterlerse sözleşmeye dahil edilebileceği öngörülmüştür. Başka bir deyişle mal sigortalarında kişi kazanç kaybını prim ödemek karşılığında sigortalatabilir. Nitekim özellikle sınai ve ticari risklere ilişkin yapılan sigortalarda kâr kaybı teminatı verildiği görülmektedir.

Zarar sigortalarından sorumluluk sigortalarının kapsamı ise 1473’üncü maddede çizilmiştir.

“1. Sözleşmenin konusu ve kapsamı

MADDE 1473- (1) Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder.

(2) Sigorta, sigortalının işletmesi ile ilgili sorumluluğu için yaptırılmışsa, sözleşmede aksine hüküm yoksa bu sigorta, sigortalının temsilcisi ile işletmenin veya işletmenin bir kısmının yönetiminde, denetiminde ve işletmede çalıştırılan kişilerin sorumluluğunu da karşılar. Bu durumda sigorta bu kişilerin lehine yapılmış sayılır.”

Buna göre sorumluluk sigortalarında kazanç kaybı mal sigortalarında olduğu gibi kapsam dışı tutulmamış; tarafların tercihinden bağımsız olarak teminata dahil edilmiştir.

Aynı kanunun “Sorumluluk sigortalarına uygulanacak hükümler” başlıklı 1485’ inci maddesi ise Genel Hükümler bölümünü oluşturan 1401 ila 1452 maddeleriyle birlikte mal sigortaları bölümündeki 1454’üncü madde (Başkası lehine sigorta), 1458’inci madde (Geçmişe etkili sigorta), 1466’ncı maddenin birinci fıkrası (Müşterek sigorta) ile 1471’inci maddenin (Zarar gören mal ve zararın gerçekleştiği yerde değişiklik yapmama) uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir deyişle, mal sigortalarının kapsam maddesi olan 1453’üncü maddesi sorumluluk sigortaları açısından uygulanacak hükümler içerisinde sayılmamıştır.

Sonuç itibarıyla kazanç kaybı, kişinin kendi malına ilişkin sigorta yaptırırken isteğe bırakılmış, ancak sosyal hukuk devleti anlayışı çerçevesinde, üçüncü kişilere verilen zararlar açısından, tarafların tercihlerine bırakılmaksızın sigorta kapsamında sayılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanuna Göre Dolaylı Zararlar

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 17/07/2020 tarihli ve E.2019/40, K.2020/40 sayılı Kararının 09/10/2020 tarih ve 31269 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanmasına kadar 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı

90.maddesi;

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmünü;

92.maddesi;

“Madde 92 – Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar.

a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,

b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler,

c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler,

d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler,

e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar,

f) Manevi tazminata ilişkin talepler.

g) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,

h) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,

i) Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.

hükmünü taşımaktaydı.

Söz konusu Kanun maddesinde, aynı Kanunun 85. Maddesinin birinci fıkrasına göre işleten sorumlu olmakla birlikte işletene sorumluluk teminatı sağlayan sigorta şirketinin sorumlu olmadığı, dolayısıyla işletenin (farklı ise sürücü ve teşebbüs sahibi dahil) bizatihi kendisinin ve tek başına sorumlu olacağı zararlar tadat edilmiştir. Diğer yandan, Kanunun 92. maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde “Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” hükmüne yer verilerek, Genel Şartlarla teminat dışında kalacak ilave zararların belirlenmesine imkân tanınmıştı.

Söz konusu Kanun maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü, Trafik Sigortası Genel Şartlarının “A.6. Teminat Dışında Kalan Haller” başlıklı maddesi altında;

k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri,”ni teminat kapsamı dışında bırakmıştır.

Böylece Kanunda teminat dışı sayılmayan gelir kaybı, kâr kaybı gibi dolaylı zararlar, söz konusu Kanun maddesince verilen yetkiyle İdare tarafından Genel Şartlarda yapılan düzenleme ile teminat dışı tutulmuştur.

Ancak Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu Kararıyla, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “ve genel şartlarda” ibaresi, ayrıca aynı Kanunun 92. Maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi “i) Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” hükmü iptal edilmiştir.

Kararda, zarar verenin sorumluluğu ile sigortacının sorumluluğunun aynı olmasının gerektiğinin açıkça ve net olarak vurgulandığı anlaşılmaktadır. Gerekçe iyi yorumlandığında, aracın tehlike içerdiği, sorumluluğun tehlike sorumluluğu olduğu belirtilmiş, amacın zarar verene yönelecek tazminat taleplerinin karşılanmasının olduğu, Borçlar Kanunu ile yüklenilen sorumluluğun Kanunda açıkça ve net bir şekilde belirlenmediği sürece idari yetkilerin kullanılmasıyla sınırlandırılamayacağı belirtilmiştir.

Diğer taraftan, AB ile yapılan sözleşmeden de bahsedilmiş, bu sözleşmede de motorlu araç işletenin sürücüsünün mali sorumluluğunun teminat altına alındığı vurgulanmıştır. Buradaki mali sorumluluk da sınırlandırılmamıştır. Özetle, Türk Borçlar Kanunu’nda haksız fiil nedeniyle üçüncü kişilere karşı üstlenilen sorumluluk ne ise işletenin motorlu araç işletmesi sebebiyle yüklendiği ve zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sayılan sorumluluk arasında hiçbir fark öngörülmemiştir.

AYM Kararında sigortanın amacı işletenin korunmasından daha fazla zarar gören üçüncü kişinin korunması olarak belirlenmiştir. Yani amaç, zarara uğrayan üçüncü kişinin zararının teminini garanti etmektir. Sigortanın zorunlu tutulmasının da amacı budur.

Kararda, KTK’ nın 85. Maddesinde sigortalının sorumluluğunun teminat altına alındığı açık ve net olarak belirtilmiş, kuralın 85. Madde ile belirlendiği, “sigortalının sorumluluk riskinin” teminat altına alındığı, bir idari düzenleme ile açıklama gereğinin olmadığı belirtilmiştir. Yani, idari bir düzenlemeye gerek olmadığı gibi yorumla farklı bir anlam yüklemenin veya sorumluluğu sınırlandırmanın da doğru olmayacağı sonucu çıkmaktadır.

Sonuçta Anayasa Mahkemesi Kararı’nda, iptal gerekçesi olarak;

1- Düzenlemelerin sözleşme özgürlüğüne sınırlama getirdiği,

2- Hukuk devleti ilkesi gereği, temel hakları sınırlayan düzenlemelere yetki veren Kanun maddesinin duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel olması ve ayrıca kamu otoritesinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemleri içermesinin gerekliliği,

3- Kanunilik İlkesine aykırılık

4- Haksız fiillerde zarar hesabı Borçlar Kanununa göre yapılması gerekirken, sigorta şirketinin yükümlülüğü Genel şartlara göre belirlenmekte, zarar verenin yükümlüğü ile sigorta şirketinin yükümlülüğünün farklılaşması oluşmakta (aynı fiil nedeniyle farklı tazminat uygulanması), işletenin yükümlülüğünün zorunlu sigorta ile giderilememiş olması,

gösterilmiştir.

Sonuçta AYM Kararındaki gerekçeler de dikkate alındığında KTK’nın teminat dışında kalan hususları düzenleyen 92. Maddesinde veya diğer herhangi bir maddesinde sayılmadığından ve açık ve net olarak idareye düzenleme yapma yetkisi verilmediğinden Genel Şartlarla getirilen düzenlemenin uygulanma alanı kalmamıştır. Buna rağmen bu Karardan sonra kâr kaybı gibi dolaylı zararların trafik sigortası kapsamında olup olmadığı hukuk ve yargı çevrelerinde tartışılmaya başlanmıştır. Birçok hukukçu, kapsam dahilinde olduğunu belirtirken (Örn. Porf. Dr. Samim Ünan, 30.10.2020 tarihli Sigortacı Gazetesinde yazısında “ZTSGŞ’nın “Teminat Dışında kalan Haller” başlıklı A.6 maddesinde yer alan ve KTK m.92’de sayılmamış olan hallerde sigortacı zarar görene veya sigorta ettiren araç işletenine karşı sorumlu olacaktır (İptal kararı öncesinde sigortacının ödeme sorumluluğuna yol açmayan bu hallerden sigortacı artık yararlanamayacaktır. Mesela, sigortacı gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kiradan yoksunluk gibi dolaylı zararlardan sorumlu olmayacağını artık ZTSGŞ uyarınca ileri süremeyecektir.)”) bazı hukukçular da Yargıtay’ın önceki kararlarına ve söz konusu Kanunun 85. maddesinde “bir şeyin zarara uğratılması” ibaresinden hareketle kapsam dahilinde olmadığını savunmuştur.

Yargıtay 17. HD. ve Sayın Işıl Ulaş’ın Konuya Yaklaşımı

17.07.2020 tarih ve 2019/40 Esas Sayılı, 2020/40 Karar sayılı AYM kararı öncesinde, çok sayıda yargı kararında ve Yargıtay kararlarında kazanç kaybı gibi zararlar, teminat kapsamı dışında tutulmuş olsa da kararların birçoğunun gerekçesinin aşağıdaki örnek kararlarda da görüleceği üzere Genel Şartlarda teminat kapsamı dışında tutulmuş olmasına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.

Davalı Sigorta şirketi davacıya ait araca çarparak hasarlanmasına sebep olan aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısıdır. Davacı vekili dava dilekçesi ile aracın ticari olduğu belirtilerek kazanç kaybı talep edilmiş ise de Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası genel şartlarına göre davalı sigorta şirketi kazanç kaybından sorumlu olmadığından kazanç kaybı yönünden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü doğru görülmemiştir.” (17. HD. 24.05.2011 Gün ve 2010/12436 E. 2011/5234 K.)

Kazanç kaybı Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre, poliçe teminatı kapsamı dışında olduğundan, kazanç kaybı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.(17. HD. 29.12.2009 gün ve 2009/5970 E. 2009/9140 K.)

Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacı vekili, davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedeli ile aracın tamirde olduğu süredeki kazanç kaybını talep etmiştir. Mahkemece davanın tüm davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verilmişse de; davalı sigorta şirketi kazaya neden olan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup, dosyada mevcut poliçede kazanç kaybına ilişkin teminat verilmemiş olduğu gibi, zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ancak kazaya uğrayan araçtaki gerçek zararlardan sorumlu olup, bunun dışında kalan ve üçüncü şahsa ait aracın çalışamamasından kaynaklanan kazanç kaybından sorumlu değildir. Buna göre; mahkemece davacıya ait araçta oluşan ve gerçek zarar kapsamı dışında kalan kazanç kaybına yönelik istemin davalı sigorta şirketi açısından reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bu kalem zarardan mümeyyiz davalının sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.” (11. HD. 23.9.2004 Gün ve 2003/14284 E. 2004/8751 K.)

Diğer taraftan, Yargıtay’ın söz konusu Kararlarında belki en önemli etkiyi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85/1’inci maddesini yanlış okumasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Yargıtay 17. Daire Başkanlığını da yapmış ve bu alanda en kapsamlı Sigorta Hukuku kitabını yazan Işıl Ulaş’ın görüşlerinin Daire görüşleri üzerinde çok etkisi olduğu görülebilmektedir. Nitekim öğretide de Ulaş’ın görüşünün önemli etki yaptığı ve hakim olduğu anlaşılmaktadır.

Şimdi konuyu ele alalım:

“Madde 85 – (Değişik birinci fıkra: 17/10/1996-4199/28 md.) Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

Bu maddeyi irdelediğimizde;

Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne (1) veya yaralanmasına (2) yahut bir şeyin zarara uğramasına (3) sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan (?) müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.

hükmünde bahsi geçen zararlar;

1) Bir kimsenin ölmesinden doğan zararlar,

2) Bir kimsenin yaralanmasından doğan zararlar,

3) Bir şeyin zarara uğramasından doğan zararlar

olarak ayrıştırılır.

Özetle, motorlu aracın işleteni (gerçek veya tüzel kişi işletme) bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, doğan zarardan sorumlu olur. Başka bir deyişle, bir motorlu aracın işletilmesi sırasında gerçekleşen bir kaza sonucunda bir kimsenin ölmesinden dolayı ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların ekonomik kayıpları, bir kimsenin yaralanması halinde tedavisinden ve/veya sürekli sakat kalmasından kaynaklı ekonomik kayıpları veya bir şeyin zarara uğramasından dolayı oluşan ekonomik kayıpların Kanun metnine göre karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sigortacı tarafından karşılanması gerekmektedir.

İşte tam bu noktada Ulaş’ın temel bir yorum hatası yaptığını düşünüyorum. Şöyle ki, Sn. Ulaş “Uygulamalı Sigorta Hukuku” adlı kitabında Kanun metnini şöyle kaleme almıştır:

“KZMSS da sigortacının sorumluluğu KTK 91/1 hükmü uyarınca, motorlu araç işleticisinin aynı yasanın 85/1 inci maddesinde belirtilmiş bulunan kişilerin ölümünden, yaralanmasından doğan zararlar ile bir şeyin zarara uğraması halinde oluşan o zararı gidermekle yükümlü olduğu sorumluluğu ile sınırlandırılmış bulunmaktadır.” (Işıl ULAŞ – Uygulamalı Sigorta Hukuku – 8. Bası – 2012 – s.998 vd )

Buna göre Sn. Ulaş Kanun maddesi metnini doğan zarar açısından unsurları şu şekilde ayırarak değiştirilmiştir.

1) Kişilerin ölümden doğan zararlar,

2) Kişilerin yaralanmasından doğan zararlar,

3) Bir şeyin zarara uğraması halinde oluşan o zarar

Dikkat edilirse, ilk iki unsur aynı kalmış iken üçüncü unsur “bir şeyin zarara uğramasından doğan zararları” kavramı yerine “bir şeyin zarara uğraması halinde oluşan o zararı” şeklinde değiştirilmiştir. Bir şeyin zarara uğraması halinde zarara uğrayan şey her ne ise onunla birlikte başka (dolaylı) zararların da hayatın doğası gereği ortaya çıkması muhtemel ve pek tabiidir. Kanun koyucu “bir şeyin zarara uğraması halinde doğan zarar” deyimiyle kapsamı “zarar gören şeye gelen zararın karşılanması” ile sınırlandırmamıştır. Ancak Sayın Ulaş, yapmış olduğu tanımla kanunun tanımladığı geniş zarar kavramını sadece “şeyin zarar uğraması” ibaresinde kullanın “zarar” ile sınırlandırmış, Hukuk pratiği de bu yanlış yorum çerçevesinde şekillenmiştir. Başka bir deyişle, Kanun maddesi bir şeyin zarara uğramasından doğan zarar hükmüyle birden fazla zarar (doğrudan ve dolaylı zararları) öngörüldüğü halde, Ulaş “bir şeyin zarara uğraması halinde oluşan o zararı” yorumuyla konuyu tekil bir zarara, yani doğrudan zarara (onarım bedeli ve değer kaybı) indirgemiştir.

İngilizce “if” ile cümleye başladığında bunun bir koşul cümlesi olduğunu hemen anlaşılır, ama Türkçe de eğer, velev ki, halinde, se, sa gibi birçok durumda koşullu bir cümle kurulmakta ve bazen bu koşullu cümle olduğu gözden kaçırılmaktadır.

Sigorta sözleşme tanımı yapan TTK’nın 1401 maddesi:

…kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde (koşul) bunu tazmin etmeyi …

Dikkate edilirse burada bir menfaatin/şeyin zarara uğratan rizikonun gerçekleşmesi halinde “o” zararın tazmini öngörülmüştür. Söz konusu maddede bir menfaatin “zarara uğratan riziko” ve “bunu tazmin edilmesi” şekilde bir yapı kullandığı halde, zarar sigortalardan ilki olan mal sigortalarında aksi sözleşmede yoksa kazanç kaybı ve malın ayıbı teminat dışı denilmiş, zarar sigortalardan ikincisi olan sorumluluk sigortalarında ise böyle bir özel durum belirtilmemiş, bu nedenle sorumluluk sigortalarında dolaylı zararlar kapsam içinde olduğu sonucu çıkarılmaktadır.

Özetle, bir menfaatin/şeyin “zarara uğraması” halinde KTK daki gibi “doğan zarar” kavramı yerine “bunu” diyerek direk koşul cümle içindeki “zarar” kavramına referans edildiği halde, TTK’nın bütününe bakıldığında, “bunu” denilen zarar içinde kazanç kaybı gibi dolaylı zararlar da bulunmaktadır.

Şimdi KTK nun 85 nci maddesinin kaleme alış şekline bakalım:

Bu maddeyi koşul açısından unsurlara ayırırsak;

Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne sebep olursa (koşul), … işleteni ve … teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin yaralanmasına sebep olursa (koşul), … işleteni ve … teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

Bir motorlu aracın işletilmesi bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa (koşul), … işleteni ve … teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

Dikkate edilirse burada şu şu olursa “doğan zarar” denilmiş, önce koşul var, sonra koşul sonrası olabilecek gerçek durum (doğan zarar) tanımlanmıştır. Oysa Işıl Ulaş ise koşul cümlesinin içinden kullanılan ifadelere bakarak bir sonuç çıkarmış, oysa koşullu cümlelerde sonuç gerçek durumdan çıkartılması gerekmektedir. Buna rağmen ilk iki koşuldan herkes aynı gerçek durumu (doğan zarardan hem doğrudan hem de dolaylı zarar) anladığı halde üçüncü koşula geldiğimizde bazıları sadece doğrudan zararı anlamaktadır. Oysa TTK’daki gibi koşul cümlesi içinde kullanılan zararı ifade edecek şekilde “bunu” dememiştir, yani aynı cümle yapısı bulunmamaktadır. Aksine diğer riziko gerçekleşme türleri (ölüm ve yaralanma) ile aynı şekilde kaleme alınarak aslında aynı şeyin anlaşılmasının istendiği çok açıktır.

Sonuçta, TTK ile TBK hükümlerini aynı hukuki okuma ile değerlendirirsek, bir menfaatin/şeyin zarara uğraması halinde şeyin zarara uğraması kavramından hem doğrudan zararları hem de dolaylı zararları anlaşılması gerektiği de açıktır.

SONUÇ

KTK 85’inci maddesi hükmü kapsamında ölümden veya sakatlıktan doğan dolaylı zararlar zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında ödenmeye devam edeceği halde söz konusu Teklif şayet yasalaşırsa araç hasarlanmasından doğan ticari kazanç kayıpları dolaylı zararlar kapsamında olduğu halde ödenemeyecektir. Bu durumda dolaylı zararların sorumluluk sigortaları kapsamında olduğunu öngören TTK’daki genel çerçevesi trafik sigortası nedeniyle bozulmuş olacaktır. Nitekim trafik sigortasının bir devamı niteliğinde olan İhtiyarı Mali Mesuliyet Sigortası kapsamında yargı organları dolaylı zararları ödenmektedir.

Oysa 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunun Amaç ve Kapsam başlıklı 1.maddesinde “Bu Kanunun amacı, ülkemiz sigortacılığının geliştirilmesini sağlamak, sigorta sözleşmesinde yer alan kişilerin hak ve menfaatlerini korumak ve sigortacılık sektörünün güvenli ve istikrarlı bir ortamda etkin bir şekilde çalışmasını temin etmek üzere bu Kanuna tâbi kişi ve kuruluşların, faaliyete başlama, teşkilât, yönetim, çalışma esas ve usûlleri ile faaliyetlerinin sona ermesi ve denetlenmesine ilişkin hususlar ve sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesine yönelik olarak sigorta tahkim sistemi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.” öngörülmüştür.

Söz konusu Kanuna göre Kamunun ülkemiz sigortacılığının geliştirilmesini sağlamak, sigorta sözleşmesinde yer alan kişilerin hak ve menfaatlerini korumak ve sigortacılık sektörünün güvenli ve istikrarlı bir ortamda etkin bir şekilde çalışmasını temin etmek görevi bulunmaktadır. Dolayısıyla Kamu, sigorta sözleşmesinin ilgili kanunda açıkça tanımlanmış kapsamını kısıtlayıcı bir düzenleme yaparak hem sigortacılığın gelişmesini önlemiş hem de sigortalıların hak ve menfaatine aykırı davranmış olacaktır. Zira Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında olduğu hususunda tereddüt olmayan dolaylı zararların, Karayolları Trafik Kanunu’nda teminat dışında tutulmaya çalışılmasının başkaca anlamı olamaz.

Dolaylı zararlardan gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi ispat edilebilir ve belgeye bağlanabilir olanların ödenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için söz konusu Kanunda zarar gören tarafından hususi araçlarda resmi belgeye (oto kiralama faturası, taksi faturası gibi) dayandırılması kaydıyla makul araç mahrumiyet bedeli ve ticari araçlarda gerekli bütün belgeler sigortacıya verilmesi kaydıyla güvenilir şekilde hesap edilebilen makul kazanç kaybı ve kira mahrumiyeti bedelleri haricindeki dolaylı zararlar teminat dışı olarak öngörülmesi uygun olacaktır. Diğer dolaylı zararların güvenilir şekilde ispat edilmesi ve tutarının belirlenmesi mümkün olmadığı için teminat dışında sayılması gerektiğini düşünüyorum.

Şunu da önemle belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum; Kanunda Kamuya verilen ikinci görev sigortacılığın ve sigorta sektörünün güvenli ve istikrarlı bir ortamda çalışmasını temin etmektir. Sigorta bir risk yönetimi olup sigorta sözleşmesi kapsamında sayılan riskler bir prim karşılığında teminat altına alınmaktadır. Son yıllarda, dünyada ve ülkemizde döviz kurundaki artışa bağlı olarak hasar onarım maliyetlerindeki artışlar, enflasyonist genişleme sebebiyle artan işçilik maliyetleri, sosyal hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde artan asgari ücret seviyeleri, Pandemi sebebiyle araçların çok fazla trafiğe çıkamadığı geçmiş bir yıl hariç, sigortacıların hasar tazmin maliyetlerini önemli ölçüde artırmıştır. Sigortacılıktaki risk yönetimi, doğal koşullarında bu artan maliyetleri telafi edecek ölçüde ve tam rekabet piyasası koşullarında gerekli prim ayarlamalarını gerektir. Ancak trafik sigortalarında 2016 yılından bu yana uygulanmakta olan sabit tarife rejimi, artan hasar ve tazminat maliyetlerine sigortacıların prim ayarlaması yoluyla karşılık vermelerine ve optimum piyasa priminin oluşmasına imkân vermemektedir. Yeni Kanun teklifinin ortaya çıkaracağı hak kayıpları kadar sigorta sektörünün sabit tarife rejiminden dolayı yıllardır yüklendiği teknik zararı da ortadan kaldıracak yeni düzenlemeler sektörün ve ülkemizin ihtiyacı vardır.

Bu kapsamda;

-Tarifenin serbest bırakılması,

-Toplamda maliyet artırıcı unsur olmaktan öteye gidemeyen Riskli Sigortalar Havuzunun kaldırılması veya kapsamının daraltılması,

-SGK’nın sigortacılık yapmasının (tedavi giderleri) kaldırılması ve sadece hizmet sunucu olarak sistemde kalmasının sağlanması veya elde edilen karının sigorta şirketlerine iade edilmesi,

-AB uyumlu hale getirilmesi için teminat limitlerinin kaldırılması veya yükseltilmesi

gibi çok önemli hususların da tekrardan gündeme alınmasında fayda görmekteyim.

Doç. Dr. Metin SARIASLAN

1 thought on “Trafik Sigortalarında Dolaylı Zararlar”

  1. BALKIR DEMİRKAN

    Metin Üstad çok değerli bir toparlama olmuş, elinize sağlık. Önerilerinizi noktasında müsadeniz ile bir kaç ekleme yapmak isterim;

    1- Avrupa, Amerika ve Asya ülkelerindeki dolaylı zarar, kullanım gelir kaybı, şahıs ticari ayrımları ve bunların ödenip ödenmeyeceği hemen tüm ülkelerde farklıdır. Ağırlıklı olarak Comprehensive içerisinde ihtiyaren verilmekte, zorunlu poliçe kapsamına alınmamaktadır. Zorunlu kapsamında olan ülkeler Almanya ve kuzey ülkeleridir, buralarda sadece ticari araçlarda ödenmekte, şahıs talepleri ( Taksi ücretleri) ödenmemekte, kendi hukuk zeminlerinde de tartışma konusudur.

    “To conclude, Polish courts took a reasonable approach to the problem of redressing the loss of use of a car. Comparative empirical research clearly shows that European legal systems have developed no uniform position regarding vehicle owners’ entitlement to be compensated for the lost ability to use a car in a situation where they have not suffered any pecuniary consequences (such as rental or taxi expenses) of the loss to the car. Victims are treated in the most favourable manner by German courts (interestingly, Austrian law is far less “claimant-friendly” in this respect). The courts in the francophone countries lean towards giving a negative answer to the above question, since they consider the loss of use an example of non-material damage. Such a restriction on awards of compensation stems from the principle, generally accepted in European legal systems (with a notable exception of France), that non-pecuniary loss is remediable by damages only if and when the law so provides. Courts in some countries (like England or Hungary) do not follow this principle and try to circumvent it by qualifying the loss of use as pecuniary loss, however without much theoretical discussion.

    In general, an overwhelming majority of European countries do not allow claims for compensation for the deprivation of use of property that is used solely for 41. E. Kowalewski, “Dekalog konkluzji wynikających z uchwały Sądu Najwyższego w sprawie pojazdu zastępczego” in Odszkodowanie za ubytek wartości handlowej pojazdu poddanego naprawie, ed. E Kowalewski, (Tourń: TNOiK, 2012), 249 and 250; R.Trzaskowski, “Koszty najmu pojazdu zastępczego jako szkoda”, Palestra 7–8 (2012) 121. 42. Supreme Court decision, 22 November 2013, III CZP 76/13, http://www.sn.pl/sprawy/SiteAssets/Lists/Zagadnienia_prawne/EditForm/III-CZP-0076_13_p.pdf. – 89 –

    Compensation for property damage in motor third party liability insurance personal or family, rather than business, purposes. A notable exception to this rule is Switzerland, where no such general rule exists).43 As a rule, only such costs of car rental that have an adequate causal connection with the accident are legally admissible. However, the assessment of whether these expenses are purposeful and economically justified should be made on a case-by-case basis.44 When evaluating the economic justification of such expenses, one has to take into account the victim’s duty to prevent (or mitigate) the loss, his contribution to the loss and the principle of compensatio lucri cum damno. 45 Accordingly, the “case by case” approach has rightly been approved of by legal scholarship. ”

    a) Amerika Birleşik Devletleri

    Amerika Birleşik Devletlerinde eyaletler arasında farklı uygulamalar olmakla birlikte sadece üçüncü şahısların zararını karşılayan zorunlu sorumluluk sigortasında dolaylı zararlar karşılanmamaktadır. Ödeme yapılan eyaletlerde çarpışma teminatının olduğu ve kasko ile birlikte sunulan birleşik poliçelerde söz konusu teminat sunulmaktadır ve bu ürünler yaptırılması zorunlu ürünler değildir. Prim sigorta şirketlerince serbestçe belirlenmektedir.

    b) İspanya

    İspanya’da üçüncü şahısların mallarında meydana gelen doğrudan zararlar teminat kapsamındadır. Ancak, kar kaybı ve bu gibi dolaylı zararlar karşılanmamaktadır.

    c) Arjantin

    Arjantin’de üçüncü şahısların mallarında meydana gelen doğrudan zararlar teminat kapsamındadır. Ancak, kar kaybı ve bu gibi dolaylı zararlar karşılanmamaktadır.

    d) Estonya

    Zorunlu Trafik Sigortası Kanunun 33’üncü maddesinde kapsam dışı haller düzenlenmekte olup bedeni tazminatlar dışındaki (maddi tazminat) gelir kayıpları kapsam dışındadır.

    2- Dolaylı zarar kavramı tanımlanmalı ve sınırlı olmalıdır örneğin kaza nedeni ile ihaleye giremeyip, yada üniversite sınavını kaybetme vb konularda dolaylı zarar kavramına girebilir.

    3- Mali etkisi açısından sadece ticari araçların kazaları dikkat alındığında dahi, tüm araç gruplarının % 20’sinde talep gelmesi, ortalama 8 gün onarım süresi ve günlük 200.-TL yevmiye parası ile bakıldığında yıllık maliyeti 1,34 mia.-TL ila tüm araçların talebi durumunda 2 mia.-TL yük getirecektir. Sadece değer kaybı dosyaları adedi bile alınsa 1 mia.-TL yıllık bir ek yük getirmesi kaçınılmazdır.

    Alternatif 1 – Tümüne Hasar talebi gelmesi
    Araç Grubu Hasar Dosya Sayısı Günlük Kazanç Tamir Süresi Toplam Maliyet
    Otomobil 563.429 200 8 901.486.400
    Taksi 20.218 629 8 101.736.976
    Minibüs 33.013 900 8 237.693.600
    Küçük Otobüs 19.526 900 8 140.587.200
    Büyük Otobüs 6.984 1.750 8 97.776.000
    Kamyon 51.078 846 8 345.695.904
    Çekici 34.296 846 8 232.115.328
    Tanker 1.243 846 8 8.412.624
    TOPLAM 2.065.504.032
    Anlayışla karşılayacağınız umudu ile
    Saygılar

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir